DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Bir önceki ”Enflasyon Canavarı” başlıklı makalemin 8. paragrafı sehven ”Maliyet enflasyonu” olarak başlamış. Doğrusu ”Talep enflasyonu” olacak.

Bu makalemde  faiz ve enflasyon arasındaki ilişkiyi anlamaya çalışacağız. Yani faiz inerse enflasyon yükselir mi (ters yönlü ilişki) yoksa faiz inerse enflasyon düşer mi (aynı yönde ilişki)? Bu sorunun cevabı  faizin sebep mi yoksa sonuç mu olduğunu anlamamızda yardımcı olacak.

Faiz yükseldiği zaman talebin durma noktasına geldiğini ve dolayısı ile ekonominin kendini toparlayamadığını  hep beraber yaşıyoruz.

Enflasyonun iki çeşidinin olduğunu biliyoruz. Bunlardan biri maliyet enflasyonu bir diğeri ise talep enflasyonu. Döviz kurlarındaki yükseliş öncelikle ithalata bağımlı bir ekonomide maliyetleri yükseltir. Bu durum enflasyonun yükselmesine sebep olur. Ancak her şeyin bir ekonomik değeri olduğu gibi döviz kurlarının da bir ekonomik değeri olduğunu unutmayalım. Yani doğal olmayan yollarla yükselen döviz kurları bir noktadan sonra olması gereken noktaya geri gelir ve bunun sonucu olarak maliyetlerin üzerinde yarattığı etkinin normalleştiğini görürüz.

Bu durumda alınması gereken önlemin ithalat odaklı montaj ekonomisinden  üretim odaklı ekonomiye geçmek olduğu bir gerçek. Ancak bu gerçek çoğunlukla görmemezlikten gelinir ve enflasyona müdahale edebilmek için faizler yükseltilir. Bu yolla dövize olan talebin doğal olmayan bir yolla engellenmesi hedeflenir. Bu yöntemin sonucu olarak talebin bıçak gibi kesileceği ve vade sonlarında ise ekonominin sırtına faiz yükünün bineceği gerçekleri ihmal edilir.

Bu teoriye Taylor Kuralı adı verilir. Hatta bu teoriye göre enflasyonu kontrol altına alabilmek için faiz hadleri enflasyon artışından daha fazla artırılır. 1990-2008 yılları arasında dünyada merkez bankaları ülkelerin para politikalarını bu kurala göre yönetmeye çalışıyorlardı. Buna göre gerçekleşen enflasyonun beklenen enflasyonu %1 aştığı durumda kısa dönem faiz oranı %1.5 arttırılmalıdır.

2008 krizi ile beraber Taylor Kuralı’nın problemlere çözüm üretemediği anlaşılınca Neo Fisher yaklaşımı ön plana çıkmaya başladı. Bu yaklaşıma göre faiz ile enflasyon arasındaki aynı yönde bir ilişki vardır. Yani faiz inerse enflasyon düşer.

Demek ki  faizin sebep enflasyonun sonuç olduğu söylemi iddia edildiği gibi iktisat teorisinde yeri olmayan bir söylem değilmiş. Tam tersi 2008 krizi geleneksel Taylor Kuralının yetersizliğini ortaya koymuştur.

Daha önce söylediğim gibi enflasyonun iki türünden birisi olan maliyet enflasyonu faiz hadlerinden doğrudan etkilenmektedir. Faiz oranları artmaya başlayınca enflasyonda artar.

Bu teorinin haklılığını Belaygorod & Dueker (2009) ve Castelnuovo & Surico (2010) yaptıkları çalışmalar ile ortaya koymuşlar. Schmitt-Grohe (2012) faiz oranını artırarak enflasyonun yükseleceğini  göstermiş.

Benzer görüşleri FED Minneapolis Başkanı Kocherlakota (2010) ve FED St. Lois Başkanı Bullard (2015) dile getirmişler. Yine Stanford Üniversitesi’nden John Cochrane (2016) yaptığı çalışmalar ile faiz oranları ve enflasyon arasında pozitif ilişkiyi ortaya koymuş.

Vatandaşlara faiz hadleri ve enflasyonun ters yönlü bir ilişki içinde hareket ettiklerini ve faizin sebep değil sonuç olduğunu yıllardır ve ısrarla anlatan anlı şanlı ekonomistler tüm bu tespitlere ne cevap verdikleri merak konusu.

 

Ömer Mahmut Kuzanlı

Ömer Mahmut Kuzanlı

Ömer Mahmut Kuzanlı