Özgür İrademiz Var mı?

Felsefe tarihinde filozofların en çok üzerinde durduğu konuların başında; ilk arkhe[1] (temel, ana madde) tartışmaları ile tarihi gelişim içerisinde isimlendirmeleri farklı olsa da içerikleri aynı olan nedensellik ve tesadüf, zorunluluk ve rastlantı, determinizm ve indeterminizm arasındaki ilişkidir.

Antik Yunandan beri tartışılan diğer konu ise nedensellik, zorunluluk, determinizm bağlamında insanın Özgür İradesi Var mı? Yok mu? meselesidir.

Nedensellik, gerçekleşen her olayın bir nedeni olduğunu ve aynı koşullar altında aynı nedenlerin aynı sonuçları doğuracağını belirten bir kavramdır. Tesadüf, rastlantı, rast gelmek, kendiliğinden olmak gibi anlamlara gelir.

Rastlantı ve zorunluluk arasındaki bağlantıyı ise şöyle tanımlayabiliriz:[2]

Felsefi anlamda rastlantı, zorunluluktan var olmayan ve gerçekleştiği kadar gerçekleşmeyebilirdi de diyebileceğimiz bir şeydir. Zorunluluk ise, nedensellikle, neden ve sonuç arasındaki ilişkiyle sıkı sıkıya bağıntılıdır. Günlük yaşamda zorunluluk dediğimizde yani bir şeyi yapmamız gerektiğinde, bunun anlamı başka tercihimizin olmamasıdır. Zorunluluk, zorunluluktan kaynaklı olarak gerçekleşen şeyler başka türlü gerçekleşemeyecek olan şeylerdir.

Filozofların evrenin işleyişi hakkında ortaya attıkları zorunluluğu insan eylemleri için de ilkeleştirdikleri görülmektedir.3 Zorunluluğu insan eylemlerine uyguladığımızda eylem ve olayların belli bir nedensellik içinde ilerlediği ve olayların olduklarından başka türlü olamayacağı anlamına gelmektedir. Oysa bu durum, suçu Allah’a havale etmek demektir.[3]  Ya da Enam 148. Ayette geçen müşriklerin mantığı “Allah gerekeni yapsaydı biz şirke düşmezdik, atalarımız da düşmezdi. (Allah’ın haram kılmadığı) Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de bu yalana[4] sarıldılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki “Yanınızda bir bilgi var mı ki çıkarıp bize gösteresiniz. Siz sadece bir varsayımın peşine takılmışsınız; siz sadece atıyorsunuz.” Bu sebepten dolayı insan eylemlerinde özgür müdür meselesini, ahlaki zorunluluktan ayırmamız gerekmektedir.

Felsefede Determinizm, (belirlenircilik, gerekircilik veya belirlenimlilik) evreninin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla belirlenmiş olduğunu ve bu belirlenmiş olayların gerçekleşmelerinin zorunlu olduğunu öne süren görüştür. Yani bu öğretiye göre her şey baştan belirlenmiştir ve değişmesi mümkün değildir.

İnterminizm ise evrende meydana gelen her şeyin değişmez yasalarla açıklanamayacağını, nedensellik yasasına bağlı olmadan gerçekleşen olay, olgu ve süreçlerin de bulunabileceğini, insan iradesinin her zaman neden-sonuç zincirine bağlı olarak çalışmadığını savunan görüştür.

Tanımlardan da anlaşılacağı üzere Filozoflar, insanda Özgür İrade Var mı? Yok mu meselesini nedensellik, determinizm ve zorunluluk bağlamında temellendirememektedirler.

Özgür irade meselesinde filozofların ne söylediği önemli değildir. Kur’an’ın ne söylediği önemlidir!

Abdülaziz Bayındır “Kur’ân’da Şey, Meşîet, İrade ve Fıtrat kavramları hakkında Allah insanları imtihan için yaratmış, bu sebeple dinleyen ve gören bir varlık yapmıştır. Ona doğru yolu da göstermiştir, ister şükreder, isterse nankör olur. Doğru davrananlar şükretmiş, yanlış davrananlar da nankörlük etmiş olurlar. Sistem, en baştan böyle kurulmuştur.” Demektedir. Ayrıca eklemektedir tefsirciler “şae” fiiline irade manası verdikleri için insanlar özgür iradenin varlığını anlayamamışlardır. İnsanların tercih hakları yoksa nasıl Allah’a ortak koşabilirler. Tercih hakları olmazsa “Allah onların koştukları ortaklardan uzaktır, yücedir” sözünün de bir anlamı olmaz. Şâe fiilinin faili Allah ise anlamı Allah’ın bir şeyi tercih edip yaratmasıdır. “Allah bir şeyi var etmek istediğinde işi, onun için “ol” demesidir. O şey oluşur.” (Yasin 36/82)

Bir şeyi insanın var etmesi; insanın bir şeyi var etmesinin olmazsa olmaz şartı çalışmasıdır. “İnsanın kendi yaptığından başkası kendinin değildir.” (Necm 53/39)

Çalışma, duanın kabulü için de şarttır. Sonuç olarak Allah’ın bir şeyi var etmesi onun iradesi ve emriyle olur. Cenab-ı Allah bir şeyin oluşmasını dilemezse o şey olmaz. Kula düşen de irade etmek ve çalışmaktır. “Biz ona yolu gösterdik, ister teşekkür etsin, ister nankör olsun.”(İnsan 76/3)

Dinde zorlama olamaz. Doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Kim azgınları tanımaz, Allah’a inanırsa kopması imkânsız en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir. (Bakara 2/256)

Kur’an’da “Şae”fiili ve türevlerinin faili ya Allah ya da insandır. Bir başka varlık bu fiile fail yapılmamıştır. Allah, her şeyin hem kaderini hem kendini oluşturur. Ama insanın gücü sınırlıdır. Oluşturduğu şeyler, Allah’ın istediği gibi olursa güzel, yoksa kötü olur. Her ikisini de yapacak hürriyete sahip olduğundan insan, medeniyet kurma, medeniyet yıkma, savaş, barış, çevreyi bozma veya ıslah gibi birbirine zıt işler yapabilir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Biz o elçilerden kimini kimine üstün kıldık. Kimiyle Allah konuştu, kimini derece derece yükseltti. Meryemoğlu İsa’ya da açık deliller verdik. Onu Kutsal Ruh ile destekledik. Tercihi yalnız Allah yapsaydı onlardan sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inandı, kimi görmezlik edip kâfir oldu. Tercihi yalnız Allah yapsaydı birbirleriyle savaşamazlardı. Ama Allah dilediğini yapar (sistemi böyle kurmuştur).” (Bakara 2/253)

“Tercihi yalnız Allah yapsaydı hepinizi tek bir ümmet yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için böyle yaptı. Artık hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, uyuşmazlığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.“(Maide 5/48)[5]

Anlaşılacağı üzere Kur’an’da geçen “Şae” fiilinin doğru anlaşılmasından sonra Allah’ın insana irade vererek sınava tabi tutması daha güzel anlaşılmaktadır.

İnsan suresinin ilk ayetlerinde insanın yaratılmasından sonra serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır. İnsan isterse küfr ederek isterse şükür ederek hayatını geçirebilir. Özellikle Muhammed suresi 31. Ayete göre “Allah ne yapacağımızı bilinceye kadar, bizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmektedir.” Diye bildirilmesi, sınava tabi tutulduğumuzun göstergesidir. Ayrıca Mülk suresinin ilk ayetlerinde hangimizin daha güzel amel yapacağımızın görülmesi için hayatın var edilmesi de bu durumu kanıtlamaktadır. Bu bağlamlarda özgür irade meselesi daha net anlaşılmaktadır.

Kur’an ayetlerinden yola çıkarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki Kur’an’da ezelde yazılmış bir kader anlayışına rastlanmamaktadır. Ayrıca ezel kavramı Kur’an’da bulunmamaktadır. Seçimlerimiz olana kadar henüz seçimimizin bilgisinin olmayışı, sınav sonucumuzu etkilemektedir. Ezelde belirlenmiş kader anlayışı insanlara çok şey kaybettirmiştir. Kişisel gayreti yok sayan, sorumluluk üstlenmeyi bertaraf eden, en önemlisi Allah’ın emir ve yasaklarını yok saydıran bu algı zorunlu (determinist) evren algısı;  insanda özgür irade yoktur düşüncesine sebebiyet vermiştir.

Bu anlamda Cenab-ı Allah tüm amellerin sonuçlarını ilmiyle kuşatmıştır. Hangi amelin hangi sonuçları doğuracağı Rabbimizin ilmiyle belirlidir ve bir kadere (ölçüye) bağlanmıştır.[6] Fakat bireysel seçimlerimizin bizi nereye ( cennete veya cehenneme) götüreceği bizim tercihimize bırakılmıştır.

İnsan tercihlerini sınırlayarak karar verebilir. Sürekli iki seçenekten biriyle karşılaşırız. Bu da tercih etme irademizin olduğunu göstermektedir. Cenab-ı Allah’ın bir kaderinden diğer kaderini seçmemiz bizim tercihimizdir. İsra Suresi 13. Ayette “Her insanın tâirini (uçup gider sandığı işlerini) boynuna bağladık. (Mezardan) kalkış günü ona ait bir defter çıkarırız. Açılmış bir şekilde onu karşılar.” Diye geçmektedir.

Yoksa Musa’nın sayfalarında yazanlar ona haber verilmemiş mi?(Necm 53/36)

Sözünün eri İbrahim’i de mi anlatmamışlar? (Necm 53/37)

(Dememişler mi ki) Kimse kimsenin günahını yüklenmez.(Necm 53/38) İnsanın kendi çalışmasından başkası kendine ait değildir.(Necm 53/39)

Çalışması yakında gözler önüne serilecektir. (Necm 53/40)

Ayrıca Kehf Suresi 48. ve 49. Ayetlerinden de anlaşılacağına göre ”İnsanlar sıralar halinde Rabbinin huzuruna çıkarılırlar. (Onlara denir ki) “Karşımıza, ilk yarattığımız gibi (tek tek) geldiniz. Aslında sizin için buluşma yeri ve zamanı belirlemeyeceğimizi sanmıştınız.” Defterleri önlerine konur. Günahkârların, defterde olanlardan korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki “Eyvah! Bu nasıl defter ki küçük büyük bırakmadan hepsini sayıp dökmüş.“ Yaptıkları her şeyi karşılarında hazır bulurlar. Senin Rabbin kimseye yanlış yapmaz.

Daha birçok ayet Rabbimiz bize bu gerçeği anlatmaktadır. Amellerimizin[7] ve ağzımızdan çıkan her sözün kayda geçirildiği[8] haber verimliktedir. Cenab-ı Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.10 Tüm tercihlerin (genel) sonuçlarını bilmek Allah’a mahsustur. Kişisel tercihlerimizle ne yapacağımızı bilininceye kadar biz bu sonuçlardan birini seçeriz. Yoksa Vahdet-i Vücud öğretisinde olduğu gibi “her şey odur ve ondandır” olur ya da Kelamda savunulan said ve şaki meselesinde olduğu gibi her şey baştan belirlenmiş olur. Tıpkı felsefede ve bilimde de savunulan determinist (zorunlu) evren anlayışında olduğu gibi özgür iradeye yer verilmez. Bu anlayışlarda sadece zorunluluk vardır!

Fiziki evrende Allah’ın ol demesiyle başlayan oluşumlar için geçerli olan zorunluluk ilkesi bizim fiziki bedenimiz için geçerli olan yasaları kapsamaktadır. Bu oluşumlarda rastlantıya yer yoktur! Zorunluluk ilkesini, doğal değişkenler kapsamında değerlendirdiğimizde cinsiyetimizi, bedenimizi, doğduğumuz yeri hatta anne babamızı biz seçmiyoruz. Bedenimizde meydana gelen değişim, gelişim kanunlarını da biz belirleyemeyiz. Tüm bu süreçte oluşan oluşumlar zaten sınav konumuz değildir. İnsan eylemlerindeki sorumluluğu anlamlandırabilmemiz için öncelikle fiziki yasalarla sosyal yasaları bir birinden ayırmamız gerekmektedir.

Zorunluluk ilkesinin doğurduğu kadercilik anlayışı,[9] duanın önemini de yok saydırmaktadır. Oysa duanın önemi ayetlerle sabittir. Dua edinin duasına icabet edeceğini bildiren[10] Rabbimiz, ayrıca Furkan 77. Ayette De ki: “Duanız olmasa Sahibinizin yanında ne değeriniz olur? Siz hep yalan söylediniz. Yarın yalanınız yakanızı bırakmayacaktır.” Demektedir.

En güzel isimler (özellikler) Allah’ın isimleridir. O’na, onlarla yalvarın. Allah’ın isimleri konusunda sınırları aşanları bırakın. Onlar, ettiklerinin cezasını bulacaklardır.”(Araf 7 /180)

Kısaca özgür irade meselesi klasik ve modern felsefeyle anlaşılabilecek bir mevzu değildir.

Sosyolog & Felsefe Öğretmeni

Mürüvvet Çalışkan

____________________________________________

[1] Arkhe, her şeyin kendinden çıktığı, yine kendisine döneceği sanılan ana maddedir. Thalese göre bu ana madde sudur, Herakleitosa göre ateştir gibi

[2] Nedensellik ve tesadüf ile determinizm ve indeterminizmi aynı bağlamlarda değerlendirebiliriz.  3 Sözlükte zorunluluk: 1- zorunlu olma durumu, olduğundan başka olmama, olması gerekme durumu, kaçınılmazlık. “Güneş’in doğuşu bir zorunluluktur.” TOPLUMBİLİM TERİMİ bireyin, doğanın ve toplumun nesnel yasalarına bağımlı olması durumunu ilkeleştirmek demektir.

Sözlükte İlke: Her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan, ana düşünce ve inanış, baş kural demektir.

[3] Bknz Hicr 39. Ayette iblisin tutumu. Bu ayetten anlaşılacağı üzere İblis, kendi suçunu Allah’a atmaktadır. Günümüz kadercilik anlayışının temelinde de aynı mantık gözlemlenebilir. Kaderciler, her şeyin ezelden belirlenmiş olduğu kanaatiyle kendi hatalarını Allah’a mal etme eğilimi gösterirler.

[4] Bu yalan, insanların iradeli varlıklar olmadığı, Allah neyi emrettiyse onu robot gibi yaptıkları yalanıdır. Bu tip insanlar, yaptıkları hataları Allah’a mal etmek için her şeyin ezelden yazılı olduğu, Allah’ın zaman ve mekana tabi olmadığı gibi bir takım iftiralar üreterek bambaşka bir din sistemi oluşturmaya çalışırlar. Kasas 28/68’e göre insanların ve meleklerin tercih hakkı vardır. Bu düşüncenin temelinde kendi kabahatini Allah’a yükleme amacı yatar.

[5] Abdülaziz Bayındır “Kur’ân’da Şey, Meşîet, İrade ve Fıtrat” https://www.suleymaniyevakfi.org › kuranda-seymesiet-irade-ve-fitrat

[6] Bknz. Kamer 54/49.

[7] Bknz. Örnek ayetler, Casiye 45/ 27.28.29, İsra Suresi 17/ 13.14. Hakka Suresi 69/ 19 ve sonrasındaki ayetler.

[8] Bknz. Kaf 50/ 17.18. 10 Bknz. Nisa 4/126.

[9] Her şeyin önceden (ezelde)bir güç tarafından belirlendiğini ve hiç kimsenin bu yazgıyı değiştiremeyeceğini savunan felsefe akımı olmasının yanında İslam akaidinin konusu olmuştur!

[10] Bknz. Bakara 2/186. Ayet

Mürüvvet Çalışkan

Mürüvvet Çalışkan