İyi Yetiştirilmeyen Çocukların Topluma Verdiği Tahribatların Ne Kadar Farkındayız?
Aile içinde ilgilenilmeyen, ihmal edilen, başıboş bırakılan, sınır konulmayan, iyi eğitim verilmeyen, ebeveynleri tarafından terbiye edilmeyen çocukların topluma nasıl bir bela açtığını, devleti ekonomik yönden nasıl tükettiğini, enerjinin nasıl heba olduğunu çok boyutlu tüm tahribatları bütüncül ele alacağız.
Daha sonra da iyi terbiye almış, erdemli, vicdanlı, adil, sorumluluk sahibi çalışkan çocukların toplum için, dünya için insanlık için nasıl muazzam bir nimet olduğunu, ailesine, topluma ve devlete olumlu katkılarını da bütüncül olarak ele alacağız.
İki Yolun Eşiğinde Nesiller: Terbiyenin Toplumsal ve Ekonomik Bedeli
Değerli uzmanlar, kıymetli eğitimciler ve aziz anne babalar…
Size modern dünyanın “Kendi haline bırakın, içinden geldiği gibi büyüsün, sınır koyup psikolojisini bozmayın” “aman müdahale etmeyin özgüveni bozulmasın” diyerek ambalajladığı o büyük yanılgının perdesini aralamaya çalışacağım.
Çocuk eğitimi, sadece bir ailenin kendi evindeki huzur meselesi değildir.
Çocuk terbiyesi; bir devletin bütçesidir, tarladaki mahsuldür, sanayideki çarktır, sokaktaki asayiş ve güvenliğin ta kendisidir.
Gelin önce, ihmal edilen, sınır konulmayan ve iyi eğitim verilmeyen çocukların birer yetişkin olduğunda topluma ve devlete nasıl bir maliyet yüklediğini, ardından da iyi terbiye edilmiş erdemli bir neslin bir devleti nasıl ayağa kaldırdığını bütüncül bir sosyolojik analizle masaya yatıralım.
Birinci Bölüm: İhmal Edilen ve Terbiye Edilmeyen Nesillerin Tahribatı
Evin içinde sınır tanımadan, hak ve hukuk bilmeden, sorumluluk duygusundan mahrum büyüyen bir çocuk, büyüdüğünde sokağa çıktığı an toplum için canlı bir bombaya dönüşür. Bu tahribatın ekonomik ve mali boyutu öylesine büyüktür ki, devletin tüm kaynaklarını ve enerjisini adeta bir karadelik gibi yutar. Sorumluluk bilinci aşılanmamış, çevreyi ve doğayı kirleten, tahrip eden, emek vermeden tüketmeye alıştırılmış bu kitle istihdam piyasasına girdiğinde, mesleki iş bölümü tamamen felç olur. Sanayide çarkları döndürecek nitelikli, dürüst ve iş ahlakına sahip usta veya tekniker bulunamaz. Ticaret hayatı sarsılır; çünkü dürüstlük ve sözüne sadakat erdemini almamış bireylerin çoğaldığı bir piyasada stokçuluk, ribalı işlemler, tefecilik, fırsatçılık, dolandırıcılık, hileli işlemler çoğalır, tekelleşme yayılır, israf artar, bilinçsiz aşırı tüketim artar, borçlar ödenmez, dolandırıcılık vakaları artar ve karşılıklı güven bağı yok olur. Tarımda bile toprağa ve emeğe saygı duymayan, alın terini küçümseyen bu başıboş nesiller yüzünden meralar terk edilir, tarlalar boş kalır, gıda arzı sekteye uğrar ve devlet dışa bağımlı hale gelir.
Eğitim sistemi bu ihmalkârlığın en büyük darbesini alır. Sınır konulmamış, evde saygıyı öğrenmemiş bir çocuk okula geldiğinde öğretmenine hakaret eder, arkadaşlarına akran zorbalığı uygular. Okullar ilim yuvası olmaktan çıkıp, disiplin olaylarının çözülmeye çalışıldığı birer kriz merkezine dönüşür. Devlet, nitelikli eğitime harcaması gereken bütçeyi, okullardaki kırılan dökülen sıraları tamir etmeye, güvenlik önlemlerini artırmaya harcar.
En büyük yıkım ise güvenlik ve asayiş boyutunda yaşanır. Vicdan, adalet ve merhamet duyguları ailede yeşermemiş bu bireyler; çetelere, mafyatik yapılara, siber suç şebekelerine ve uyuşturucu ağlarına çok çabuk yem olurlar. Öfkesini yönetemeyen, en küçük çatışmada silaha ve şiddete sarılan, namus ve iffet bilincinden yoksun, giyim kuşamı ve ahlakı teşhirciliğe varmış bu nesiller yüzünden sokaklar güvensiz hale gelir.
Devlet; bu başıboş nesillerin açtığı tahribatı durdurmak için daha fazla polis istihdam etmek, daha büyük adliye sarayları kurmak, milyarlarca liralık cezaevi bütçeleri ayırmak zorunda kalır. Milletin vergileriyle tarıma, teknolojiye, üretime aktarılması gereken milyarlarca liralık kamu serveti ve enerji, zamanında verilmeyen bir terbiye yüzünden ortaya çıkan suç dalgasını bastırmak için heba olur gider. İhmal edilen çocuk, sadece kendi yuvasını yakmaz; devletin bütçesini tüketir, toplumun geleceğini elinden alır.
Soruyorum size: Zamanında bir anne babanın şefkatle çizmediği sınırları, yarın devletin hapishane duvarlarıyla çizmeye çalışmasının maliyetini kim ödüyor?
İkinci Bölüm: Erdemli ve Adil Yetişen Nesillerin Muazzam Nimeti
Şimdi gelin, yönümüzü aydınlığa, fıtratın berrak iklimine çevirelim. Kur’an’ın bütüncül ahlak ilkeleriyle büyütülmüş; erdemli, vicdanlı, adil, sorumluluk sahibi ve çalışkan bir çocuğun varlığı ise bir aile, bir toplum ve bir devlet için yeryüzündeki en muazzam nimettir. Böyle bir çocuk, her şeyden önce anne babasına vefalı bir evlat, yarınlara güvenle bakılmasını sağlayan asil bir şahsiyettir.
Sosyolojik açıdan baktığımızda, erdemli nesillerin yönetsel ve ekonomik hayata katkısı paha biçilemezdir. Evinde kul hakkını, doğruluğu ve dürüstlüğü öğrenmiş bir çocuk büyüyüp mesleki iş bölümünde yerini aldığında, ticaret hayatına muazzam bir güven ve bereket gelir. O genç sanayide bir mühendis olduğunda hileli mal üretmez; kamuda bir memur olduğunda rüşvete el uzatmaz; ticarette bir esnaf olduğunda tartıda hile yapmaz. Fırsatçılık yapmaz, ribâdan uzak durur. Tarımda toprağı bir emanet olarak görür, daha çok üretmek ve ülkesini doyurmak için çalışkanlıkla ter döker. İstihdamda aranan, güvenilen, işini en güzel şekilde yapan ahlaklı beyinler olarak ekonominin lokomotifi olurlar.
Eğitim ortamında bu çocuklar, akranlarına rehberlik eden, öğretmenine hürmet gösteren, zamanını ve zihnini faydalı bilgiyle donatan birer örnek şahsiyete dönüşürler. Asıl mucize ise devletin güvenlik ve sosyal bütçesinde yaşanır. Vicdanı ve merhameti kendi içsel pusulası yapmış, bir haksızlık karşısında pasif kalmayıp adaletle hak aramayı bilen ama asla zorbalığa başvurmayan bu gençler sayesinde suç oranları bıçak gibi kesilir. Polisin, askerin, adliyenin iş yükü azalır. Devlet, suçluları cezalandırmak için harcayacağı milyarlarca liralık enerjiyi ve bütçeyi; bilimsel araştırmalara, uzay teknolojilerine, tıp araştırmalarına, sağlığa, doğal tarıma, sosyal refah projelerine ve çocukların ücretsiz eğitimine aktarır. Erdemli çocuk, devletin kaynaklarını tüketen bir yük değil; devlete kaynak üreten, onun itibarını ve güvencesini tüm dünyaya ilan eden en büyük vizyondur.
Soruyorum size: Evinde “teşekkür ederim” ve “özür dilerim” kelimeleriyle, yani nezaketle büyüyen bir çocuğun sokağa yayacağı huzuru hangi kanun maddesi tek başına sağlayabilir?
Sonuç: Seçim Bizim, Gelecek Bizim
Kıymetli anne babalar ve değerli meslektaşlarım…
Çocuk eğitimi, fırtınalı bir denizde akıntıya kapılıp sürüklenen bir yaprak olmak ile kökleri derinde olan güçlü bir çınar olmak arasındaki o ince çizgidir. Bizler evlatlarımızı ihmal edersek, yarın hem kendi dünyamızı hem de ülkemizin geleceğini karanlığa gömeriz. Ancak onları adalet, merhamet ve sorumluluk bilinciyle yoğurursak; evimizde yeşeren o nezaket sokağa, kurduğumuz o adalet devlete, büyüttüğümüz o merhamet ise tüm dünyaya dalga dalga yayılacaktır. Bu asil çaba, toplumun ve devletin enerjisini heba eden o karadeliği kapatıp, geleceğimizi inşa edecek erdemli çınarları yetiştirme seferberliğidir.
Evlatlarımızı akıntıya kapılan yapraklar değil, yarının dünyasını inşa edece ilim ve becerilerle donanmış, adil, inançlı, vicdanlı, ahlaklı ve güçlü birer şahsiyet olarak yetiştirelim.
Bu asil yürüyüşte hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.
Bu asil yürüyüşte var mısın?
Vedat Kat
Psikolojik Danışman & Uzman Sosyolog

