Çıkmaz Sokakların Açılan Kapısı: Sabır ve Namaz

Hayat, inişleri ve çıkışları olan uzun bir yolculuk. Bazen düzlükte yürür, bazen de bizi nefessiz bırakan dik yokuşları tırmanırız. Hastalıklar, maddi darlıklar, kalp kırıklıkları, kayıplar veya geleceğe dair kaygılar… Hangimiz zaman zaman kendimizi dünyada yapayalnız, çaresiz ve bir çıkmaz sokağın tam ortasında hissetmedik ki?

İşte tam bu anlarda, içimizdeki o daralma hissiyle boğuşurken kulaklarımıza zamansız ve mekânsız bir nida fısıldanır. Fâtiha Suresinde her gün defalarca tekrar ettiğimiz o muazzam sözleşme hatırımıza gelir: “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” Peki ama bu yardımı pratik hayatımızda, o en sıkıştığımız anlarda nasıl isteyeceğiz? Çaresizliğin ilacı nerede?

Rabbimiz bizi bu dünyada kendi halimize bırakmamış, aradığımız o şifalı reçeteyi Bakara Sûresi 153. ayet-i kerimede açıkça önümüze koymuştur:

“Ey iman edenler! Allah’tan sabır ve namazla yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.”

Pasif Bir Bekleyiş Değil, Aktif Bir Direniş: Sabır

İslam’ın bize öğrettiği sabır, köşene çekilip çaresizce boyun eğmek ya da pasif bir sızlanma nöbetine girmek değildir. Sabır; fırtınanın ortasında gemiyi terk etmeyen kaptanın sebatıdır. O, aktif bir direniş, ahlaki bir duruş ve yılgınlığa karşı açılmış bir savaştır.

Kur’an-ı Kerim, sabrın en güzel örneğini Yakub (a.s.) üzerinden bizlere anlatır. Evladı Yusuf’un acısıyla yanan bir babanın dilinden dökülen “Fasabrun cemîl” (Bana düşen artık güzel bir sabırdır) [Yusuf, 18] ifadesi, isyan etmeden ama umudu da yitirmeden Allah’a dayanmanın adıdır. Sabır, kulun zorluk karşısında “Neden ben?” demek yerine, “Rabbim benimle beraberdir” diyebilmesidir.

Çünkü biliriz ki sabrın üç boyutu vardır: İbadetlerde istikrar göstermek, günah cazibesine karşı direnmek ve hayatın sarsıcı imtihanlarına karşı dimdik durmak. Kul bu duruşu sergilediğinde, ayetin sonundaki o müjde tecelli eder: Allah onunla beraber olur. O’nun beraber olduğu bir kul ise asla yalnız değildir.

Gözümün Nuru, Ruhumun Sığınağı: Namaz

Allah’tan yardım istemenin, O’nunla doğrudan bağ kurmanın en somut yolu ise namazdır. Namaz, kulun dünyayı arkasına atıp Alemlerin Rabbi’nin huzuruna çıkması, bir nevi miracını yaşamasıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hayatı boyunca ne zaman bir sıkıntı, bir keder veya altından kalkılması güç bir yükle karşılaşsa hemen namaza yönelirdi (Ebû Dâvûd, Salât, 312). Sahabesine “Erihnâ yâ Bilâl!” (Kalk da bizi namazla ferahlat ey Bilal!) buyururdu. Çünkü namaz, yorulan ruhların dinlenme durağı, daralan göğüslerin genişleme alanıdır.

Namaz, fiili bir duadır. Eğilen her bel, secdeye varan her alın, Rabbine “Senden başka sığınacak kimsem yok” demenin bedene bürünmüş halidir. Kulun Rabbine en yakın olduğu an secde anı ise, yardımın en hızlı geleceği yer de şüphesiz orasıdır. Namaz bağını koparan bir insanın, hayatın ağır yükleri karşısında moralini yüksek tutması, psikolojik olarak ayakta kalması neredeyse imkansızdır.

Karanlıklardan Aydınlığa Çıkaran Dualar

Tarih, sabır ve namazla (dua ile) en karanlık kuyulardan, en derin okyanuslardan kurtulanların kıssalarıyla doludur.

Yunus (a.s.) bir balığın karnında, gecenin karanlığında ve denizin derinliklerinde kalmıştı. İnsani hiçbir kurtuluş ümidinin kalmadığı o noktada sabretti ve Rabbine iltica etti: “Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten yazık edenlerden oldum.” [Enbiyâ, 87]. Bu samimi yakarış üzerine Allah onu o karanlık hapishaneden kurtardı.

Benzer şekilde, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Taif’te taşlandığında, ayakları kan içinde kaldığında bir ağacın altına sığınmış ve insanlığın görebileceği en içten iltica duasını yapmıştı: “Allah’ım! Gücümün tükendiğini, çaresiz kaldığımı sana arz ediyorum… Eğer bana karşı gazaplı değilsen, çektiğim eziyetlere hiç aldırmam…” İşte bu teslimiyet, sabır ve dua, Mekke’nin fethine giden kapıları aralamıştı.

Sözün Özü

Bizleri yaratan, fıtratımızı en iyi bilen Rabbimiz, bizi dertlerimizle baş başa bırakmamıştır. Hayatın fırtınalı denizlerinde yönünü kaybeden gemiler gibi hissettiğimizde, sığınacağımız iki liman bellidir: Sabrın iradesi ve namazın secdesi.

Bu iki anahtarı elinde tutanlar için hiçbir sorun çözümsüz, hiçbir dert daimi değildir. Rabbim bizleri her türlü zorlukta sabır ve namazla Kendisine sığınan, O’nun yardımıyla feraha eren ve asla yalnız kalmayan kullarından eylesin. Amin.

Ayşen Toraman Küçükersöz