Medeniyet Dediğin Tek Dişi Kalmış Canavar!

Beynim dağınık masa misali… Birçok dosya açılmış, birçok konu gözümün önüne konulmuş, bütün evraklar imza bekliyor, her birisi birbirinden önemli, her birine ayrı ayrı zaman verip okumalı ve sayfalar dolusu cevap yazmalıyım…

Dünyanın kan gölüne döndüğü, yavruların bırakın yarınlarının, hayallerinin bile toprağa gömüldüğü, herkesin birbirine potansiyel suçlu olarak baktığı, her bakılan yerde savaşın acı sonuçlarının görüldüğü, binlerce çocuk kayıplarının olup, insan ticaretlerinin yapıldığı, her yerin açık hava tımarhanesine döndüğü bir ortamda hangi güzellikten, hangi gelecekten, hangi projeden, hangi umut dolu yaşamdan bahis edilebilir ki?

15 Temmuz sonrası ülkemin yaşadığı içler acısı durum ki kim kime ne dedi belli olmadığı, haklı ile haksızın karıştığı, haksızlığına inanılanın öldürürcesine eleştirildiği, gizlediğini açığa vurduğunun ortaya çıkarıldığı, paparazzilere taş çıkacak kovalamalar yapıldığı, gerçekten bilinçli olarak bu haksızlıklara bulaşanların ortalıklarda dolaştığının söylendiği, hak hukuk olmadan orman kanunlarının hakim olduğu  bir ortamda hangi özgürlükten bahis edilebilir ki?

Bilgiye hiç emek verilmeden yalan yanlış denmeden çok çabuk ulaşıldığı, kendisi gibi düşünmeyenin, kendi girip çıktığı yerlere girmeyenin, kendi takip ettiği hocalarını takip etmeyenin, kendi tasvip ettiği kitapları okumayanın, toplantılarına dergilerine gazetelerine abone olmayanın ardı arkası kesilmeyen iftiraların atıldığı, verdikleri bilgilere “doğru, sen haklısın” denildiği halde doğruların üzerinin kapatıldığı ve değersizleştirildiği hangi ilim ortamından bahis edilebilir ki?

Kaybetme korkularının çok olduğu, her okuyan-yazan ve görenin okumamak-yazmamak dahi görmemek için gözünü çevirdiği, haksızlıkların bırakın diz boyunu boyunlardan aşıldığı, hak ile batılın karıştığı, ilim dünyasına hurafelerin hakim olduğu, reçetelerin sulara ıslatılıp içilerek (!) hastalığından kurtulacağına inanıldığı, Allah Resulünün de bizim gibi bir beşer olduğu unutulup O’ndan medet umulduğu, yapılan salavat ile şifaya ereceği düşüncesinin oluştuğu bir ortamdan hangi dinden, bilimden bahis edilebilir ki?

Ailelerde ne huzurun ne de sükûnun olmadığı, sükûna ermek için imam nikahı adı altında fuhuşların yapıldığı, bütün medya ortak olup bir insanlığın geleceğini ortadan kaldırmak için hep beraber dizisiyle-reklamıyla-evlendirme programlarıyla-yarışmalarıyla cinsel objelere çalışılıp aile mefhumun ortadan kaldırıldığı,  her yerde “gel benimle ol” mesajının verildiği, yolunda gitmeyen durumlar için büyücülerin kapılarının çalındığı bir ortamda hangi ahlaktan, hangi edepten bahis edilebilir ki?

Müslüman olmanın bu kadar ucuz olduğu, Allah’a güvenilmeden teslim olunmayacağı, teslim olamayanların Allah’ın bütün emirlerini yapmamak için mazeretler bulacağı, son kitap haline getirilmiş kitabını Allah (c.c.) açık ve anlaşılır kitap olduğunu söylediği halde anlamamak için birçok ilimler okunmasının şart olduğunun düşünüldüğü, kitap yüklü merkepler durumunun yaşanıldığı, Allah’ın cennetinin ahır zannedenlerin çok olduğu, Kur-an-ı Kerim okumalarından anladıklarını söyleyenlerinin tecrit edildiği bir toplumda hangi izzet ve şereften bahis edilebilir ki?

Akıllar dumura mı uğratıldı Allah’ım!

Artık ne gören gözler ne duyan kulaklar ne de konuşan dudaklar kaldı. Herkes birbirinden korkar duruma geldi.

Hani bizim sözü olana verecek kulağımız, kulağı olana verecek sözümüz olacaktı?

Hani bizim içimizi ve dışımızı çok iyi bilen, bizi niyetlerimizden bile hesaba çekecekti?

Hani zerre iyilik ve kötülük yapsak karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette görecektik?

Hani nasıl yaşarsak öyle ölecek, öyle dirilecek ve öylece haşrolunacaktık?

Hani kendimiz için istediğimizi kardeşlerimiz için de isteyecektik?

Hani bizler edepsizden bile faydalanıp, ondan edebi öğrenecektik?

Hani bizler ezelden beri hürdük ve hür yaşayacaktık?

Hani hangi çılgın bize zincir vuracaktı şaşıracaktık?

Hani kükremiş sel gibiydik, bendimizi sığmayacak ve taşacaktık?

Hani bizler çalışkandık, doğruyduk, büyüklerimizi sayacak, küçüklerimizi koruyacaktık?

Hani yaptığımız iş mezar düzeltmek bile olsa tam ve düzgün yapacaktık?

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!

İşte işleri dinimiz gibi, dinleri işlerimiz gibi bir olan bir batı medeniyeti…

Uğruna ölünen batı; tek kendi dişi ile bütün medeniyetleri  yiyip bitirmekte ve bizler de hala ağızlarda salyalar ile takip etme gayreti içinde taklit etmekten geri kalmayalım diyerek birbirini tüketme gayretinde olan zavallı dişsizleriz.

Daha ne diyeyim ki? Neyi tutsam elimde kalıyor.

“Kim Rahman’ın zikrini (Kur-an-ı) bulanık görürse, başına bir şeytan sararız; O, onunla beraber olur.

Şeytanlar bu gibileri yoldan çevirirler.

Ama bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

Huzurumuza gelince şöyle diyecektir: “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar bir mesafe olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın”

Pişmanlığın bugün size bir yararı olmayacaktır, çünkü yanlış yaptınız. Bu azabı birlikte çekeceksiniz.

Sağıra işittirebilir; kör olana yol gösterebilir misiniz? Açık bir sapıklık içinde olan da bunlar gibidir.”

(Zuhruf 43/36-40)

Ves-Selam…

Asiye Türkan’ın kaleme aldığı bu yazı, Fıtrat Haber sitesinde 25.4.2017 tarihinde yayımlanmıştır.