Şirk

  • Bu yazılar İstanbullu Hanımlar çalışmaları kapsamında hazırlanmıştır.

İman, emn (أمن) kökündendir. Emn, korkuyu atıp rahatlama ve güven duyma anlamına gelir. İman, emn içine girmek, yani bir konu ile ilgili korkuları atıp ona güvenmek ve inanmak demektir. Bu sebeple iman, kesin bilgiye dayanmalıdır. Yukarıda belirtildiği gibi Allah konusunda her insan, yakın ve uzak çevresinde yaptığı gözlemlerle kesin bilgiye ulaşır. Kur’ân’da, Allah’ın varlığını ispatla ilgili ayet olmaması ve nebîlerin bu konu ile uğraşmamaları bundandır.

Allah’ı bilmek ile Allah’a inanmak farklı şeylerdir. Tanıdığınız ve bildiğiniz biri için; “ben ona inanmam” dersiniz. Bu, ona güvenmediğinizi gösterir. Allah’a inanmak için ona güvenmek gerekir. Ona güvenmek, onun bütün emir ve yasaklarına güvenmekle olur. Herhangi bir konuda gösterilen güvensizlik, imansızlık sayılır. Allah Teâlâ şöyle buyurur

:

(Nisâ 4/136)

Ey inanıp güvenenler! Allah’a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara inanıp güvenin.  Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü görmezlikte direnirse derin bir sapkınlıkla sapmış olur.

Şirk, Allah’a ait bazı özellikleri başka varlıklarda da görerek onlara tanrısal nitelik vermektir. Allah, şirk günahını tövbe edilmediği takdirde bağışlamaz.

(Nisâ 4/48)

Allah, kendisine şirk /ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun altındaki günahları, gereğini yapan kişi için bağışlar. Kim Allah’a (‘bunu isteyen Allah’tır’ diyerek) ortak koşarsa büyük bir günahı ona mal etmiş olur.

Allah’ın varlığı ve birliği konusunda kimsenin şüphesi yoktur (A’râf 7/172174). İlah sayılanlar, Allah ile araya konan aracılardır. Heykelin ilah olamayacağını herkes bilir (Ankebut 29/1625). Bakara 2/22. ayette yer alan “bile bile Allah’a benzer nitelikte varlıklar uydurmayın.” ifadesi, bilmeden işlenen şirk günahının affedileceğini gösterir (Enfal 8/27). Bunun örneği İbrahim aleyhisselamdır. O, buluğa erdiği andan itibaren putların ilah olmayacağını anlamıştı. Ama En’âm 6/7579. ayetlerde belirtildiği gibi, gözlemler yapıp kesin kanaate varıncaya kadar gezegenin, ayın ve güneşin, kendisinin rabbi olduğuna inanıyordu. Yaptığı gözlemler sonucunda onların rab olamayacaklarını anlar anlamaz kesin tavrını ortaya koydu (Enbiya 21/5164). Onun bu konuda, bile bile yaptığı herhangi bir yanlış olmadığı için Allah onu hiçbir zaman müşrik saymamıştır (Bakara 2/135, Âl-i İmran 3/18, 67, 95, En’am 6/161, Nahl 16/123). Nitekim Müslümanlar da Muhammed aleyhisselamın ve ilim adamlarının ilah yapıldığının farkında değillerdir. Allah Teâlâ  Kur’an’ı sadece kendisinin açıkladığını, bunu bir ilme göre yaptığını (A’raf 7/52), bu açıklamalara, konuyu bilenlerden oluşan bir ekibin ulaşabileceğini (Fussilet 41/3) bildirmiş ve başkasının yapacağı açıklamayı kabul etmenin onu ilah saymak olduğunu açıkça ifade etmiştir (Hud 11/1). Ama geleneksel yapı, birçok ayeti gizlemiş, bir çoğuna da yanlış anlamlar vermiş ve Muhammed aleyhisselamın da ayetleri açıklama yetkisinin olduğunu, Müslümanlara kabul ettirmiştir. Bu yetki alimlere de verilerek mezhepler oluşturulmuş ve bir ilahlar piramidi meydana getirilmiştir. Bu, kabul edilebilecek bir şey değildir (Bakara 2/103105, 213, En’am 6/159, Şura 42/1314). Ancak bu yapıyı, bilmeden kabul edenlerin bir sorumluluğu olmaz (Bakara 2/22, 286). Ama bunu bile bile yapıp Müslümanları bu hale sokanlar, en ağır cezaya çarptırılacaklardır (Bakara 2/159162, 174176, A’raf 7/4445). Bu ayetin benzeri için bkz. Nisa 4/116.

Küfür, kâfirlik demektir. Kelimenin kökü küfr ve küfûr’dur, örtme ve görmezlikten gelme anlamına gelir. Yapılan iyilikleri görmezlikten gelen kişiye Arapçada kâfir, Türkçede nankör denir. Allah’ın varlığı açık bir gerçek iken birçok kimse, onu hesaba katmadan hayatını sürdürür. Allah’ı hesaba katanların birçoğu, ilişkilerini aracılarla yürüttüğüne inandığı için onu, bu çerçevenin elverdiği kadar hesaba katar. Kâfir ve müşrik kelimeleri, aynı şeyin iki farklı yüzünü gösterir. Yani her kâfir müşrik ve her müşrik kâfirdir.

Müşrikler birkaç kısma ayrılırlar:

1- Kendini Tanrı Edinenler

(Câsiye 45/23)

Kendi arzusunu kendine ilah edineni gördün mü? Bilerek yaptığı için Allah onu sapık saymıştır. (Sanki) onun kulağına ve kalbine mühür basmış, gözüne de perde çekmiştir. Allah kabul etmedikten sonra artık onu kim doğru yolda sayabilir. Bilginizi kullanmaz mısınız?

(Yûnus 10/31-32)

De ki: “Gökten ve yerden size rızık veren kim? Dinleme ve görme (basiret) yetenekleri üzerinde hakim olan kim? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kim? Bütün işleri çekip çeviren kim?” Hemen “Allah’tır!” diyecekler. Sen de şöyle de: “Peki, O’na karşı yanlış yapmaktan sakınmayacak mısınız?” İşte O, Allah’tır; sizin gerçek Rabbiniz /sahibinizdir. Peki, gerçeğin ötesi sapkınlık değildir de nedir? Nasıl oluyor da başka tarafa döndürülüyorsunuz?

2- Aracı Tanrı Arayanlar 

İnsanlardan kimi, kendi ile Allah arasında aracılık yapacağını hayal ettiği şeylere tutunur. Oysa bu boş bir kuruntudur.

(Zümer 39/2)

Bu Kitab’ı sana gerçekleri içerir bir şekilde biz indirdik. Öyleyse sen de dine bir şey katmadan kulluğu Allah’a yap!

Dini, Allah için saf ve duru tutmak, Kur’ân’a uymakla olur. Bunu, dini kullanarak dünyalık elde etmeyi düşünmeyenler yapabilirler.

Müşriklerin özelliklerini daha iyi anlamaya çalışalım:

a) Müşrik Allah’a İnanır

(Yûsuf 12/106)

Onların çoğu ancak müşrik olarak Allah’a inanır.

Müşrik, ortak koşan anlamına gelir. Ortaklık en az iki şey arasında olur. Müşrik için bunların birincisi daima Allah’tır. Onun müşrik olması; bir varlığı, Allah’a has özelliklerden bazısına sahip görmesi sebebiyledir. Hiç kimse, şirke sağlam bir gerekçe bulamaz ama Allah’a yakın olduğuna ve manevî yardım yapacağına inanılan kimselerin etrafında bir cemaat oluşur. Onlara katılanlar orada olmanın bazı faydalarını görebilirler. Bunları oraya bağlayan, bu menfaat ilişkisidir. Şu ayet, ona dikkat çekmektedir:

(Ankebût 29/25)

İbrahim dedi ki: “Dünya hayatında sadece aranızda bir kaynaşma olsun diye, putlaştırılmış varlıkları Allah ile aranıza koydunuz. Kıyamet /mezardan kalkış günü biriniz diğerini tanımayacak ve yine biriniz diğerini lanetleyecektir /dışlayacaktır. Varıp kalacağınız yer ateştir. Size yardım eden de olmayacaktır.”

b) Müşrik Allah’a İbadet Eder

(Enfâl 8/35)

O Beyt’in /Kâbe’nin yanındaki ibadetleri, sadece ıslık çalmak ve el çırpmaktan ibarettir. Kâfirlik etmenize karşılık tadın bakalım bu azabı.

c) Müşrik Aracıların Şefaatine İnanır

(Yûnus 10/17-18)

Bir yalanı Allah’a mâl eden veya onun ayetleri karşısında yalana sarılandan daha büyük yanlışı yapan kişi kimdir? Şu bir gerçek ki bu suçu işleyenler umduklarına kavuşamazlar. Kendilerine zararı olmayacak ve bir fayda da sağlamayacak olan varlıkları Allah ile aralarına koyarak onlara boyun eğer ve şöyle derler: “Onlar, Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” De ki: “Siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!”  Allah, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir.

d) Müşrik Şirki Reddeder 

Müşrikler, asıl hedeflerinin Allah’a yaklaşmak olduğunu söylerler. Allah’a yakın saydıkları bir kısım varlıklara, aracılık ve şefaatçilik görevi yüklemeleri bundandır. Bu sebeple, hiçbir şeyi Allah’a, tam ortak saymadıklarını düşünürler.

(En’âm 6/22–24)

Bir gün onların hepsini toplayacağız, sonra şirk koşanlara şöyle diyeceğiz: “Allah’ın ortağı olduğunu iddia ettikleriniz nerede?” Onları yakan şey sadece şu sözleridir: “Rabbimiz olan Allah’a yemin ederiz ki biz şirk koşanlardan olmadık!” Baksana; kendileri hakkında nasıl da yalan söylüyorlar! Uydurmuş oldukları ortaklar da kendilerinden uzaklaşmış olur.

Her insan kendini dindar sayar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

(A’râf 7/30)

Allah (insanlardan) bir takımının doğru yolda olduğunu onaylar. Bir takımı da sapkın sayılmayı hak eder. Sapkınlar, şeytanları evliya edinen /Allah’tan daha yakın konumda tutan, üstelik kendilerini doğru yolda sananlardır.

Demek ki, herkes kendini dindar ve doğru yolun ortasında saymaktadır. Önemli olan Allah’ın da öyle saymasıdır

e) Tanrı Edinilen Aracılar Müşrikleri Kabul Etmez

(Yûnus 10/28-29)

Bir gün onların hepsini toplayacağız sonra şirk koşanlara: “Siz ve bana ortak saydıklarınız, yerlerinize!” diyecek arkasından aralarını ayıracağız. Ortak saydıkları şöyle diyecektir: “Siz bize kulluk etmiyordunuz ki! Aramızda şahit olarak Allah yeter. Bize kulluk ettiğinizden hiç haberimiz olmadı.”

f) Akıl Şirki Reddeder 

Aklını kullanan hiç kimse şirki kabul etmez. Bu sebeple Kur’ân, insanı aklını kullanmaya çağırır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

(Yûnus 10/100)

… Allah, aklını kullanmayanların /(ayetlerle çevrelerindeki olaylar arasında) doğru bağlantı kurmayanların üzerinde pislikler oluşturur.

….

Şirk içinde olduğunu bilmeyen birine, durumunu ortaya koyan ayetler bağlantıları ile birlikte okununca irkilir ve bir müddet sonra gerçekleri görür. Bütün gerçekleri gördükten sonra bazıları doğrulara yönelir. Neml 27/44. ayette Saba melikesi Belkıs’ın tavrı buna örnektir:

(Neml 27/44)

Ona: “Saraya gir!” denildi. Saraya girince orayı dalgalı bir su sandı ve (eteklerini toplayarak) ayaklarını açtı. Süleyman: “Burası billur döşeli bir saraydır.” dedi. Kadın: “Rabbim, ben kendime yanlış yapmışım. Süleyman’la beraber ben de bütün varlıkların Rabbine teslim oldum” dedi.

Bazıları da çıkarlarından vazgeçemediği için (Kasas 28/57) eski inancına geri döner ve artık bile bile müşrik olur, Âl-i İmran 3/105. ayet bu durumdaki insanları da anlatır:

(Âl-i İmran 3/105)

Kendilerine açık belgeler geldikten sonra ihtilafa düşerek bölünüp parçalananlar gibi olmayın. Büyük bir azabı hak edenler onlardır.

….

Müşriklerin özelliklerine kısaca göz attıktan sonra, Lokman aleyhisselamın oğlunun şahsında tüm insanlara verdiği şu öğüdü, akıldan hiç çıkarmamalı ve Zümer suresi 65. ayette belirtilen duruma düşmemek için şirkten titizlikle uzak durmalıyız:

(Lokmân 31/13)

Bir gün Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ona ortak koşmak, gerçekten büyük bir zulümdür /yanlıştır.”

(Zümer 39/65)

Sana da senden ön­cekilere de mutlaka şu vahyedil­miştir: “Eğer şirk koşarsan yaptıkların kesinlikle boşa gider ve sen de kesinlikle kaybeden­lerden olursun.

* Bu yazı, Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır’ın Aracılık ve Şirk adlı eserinden hazırlanmıştır.