NEBİ’Yİ KORUMAK MI, ZANNİ RİVAYETİ KUTSAYARAK VAHYİ KURBAN ETMEK Mİ?
“Sünneti İnkâr” Sopasıyla Hakikati Dövenlere Bir Uyarı
Günümüzün en büyük zihinsel trajedisi şudur: Hz. Peygamber’e ait olduğu iddia edilen bir sözün doğruluğunu, Allah’ın kesin olan kelamıyla (Kur’an) test etmeye kalktığınızda, karşınıza dikilen koca bir kitle “Sünneti inkâr mı ediyorsun?” diye bağırıyor. Bu sadece bir cehalet değil; bu, usul bilmezliğin, bağnazlığın ve daha acısı, Hz. Peygamber’in şahsiyetini rivayet yığınları altında boğmanın adıdır.
Gelin, bu “zihniyet körlüğünü” birkaç can alıcı noktada deşifre edelim:
Sorgulanan Nebi Değildir, İddia Sahibidir!
Bir rivayeti incelemek, “Hz. Peygamber bu sözü söylemiş olamaz” demek, Peygamber’e karşı gelmek değildir. Aksine, O’na iftira atılmasını engelleme çabasıdır. İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin o muhteşem ferasetiyle söylediği gibi: “Biz hadisi reddetmiyoruz, biz hadisi Resulullah’a duyduğumuz saygıdan dolayı eliyoruz; ta ki O’nun söylemediği bir şey O’na isnat edilmesin.” Peygamber’i korumak; önüne gelen her rivayeti “din” diye yutmak değil, O’nun tertemiz şahsiyetini uydurma kıssalardan, siyasi propaganda aparatlarından ve mitolojik unsurlardan arındırmaktır.
Kur’an’ı “Tevil”, Rivayeti “Mutlak” Gören Tuhaflık
En büyük çelişki burada başlıyor: Bir tarafta Allah’ın koruması altındaki, apaçık Kur’an ayeti duruyor; diğer tarafta ise zanni (kesinliği şüpheli) bir rivayet. Eğer rivayet Kur’an ile çatışıyorsa, bağnaz zihin hemen Kur’an’ı “tevil” etmeye (eğip bükmeye) çalışıyor.
Sormak lazım: Sizin dininizin merkezi hangisidir? Allah’ın kelamı mı, yoksa yüzyıllar sonra kitaplaşmış, ravilik zincirinde insanların hata payı olan nakiller mi? Kur’an’ı rivayete göre değil, rivayeti Kur’an’a göre hizalamak “imanın gereğidir”, inkârın değil!
Siyasi ve Ticari “Hadis” Fabrikalarının Bekçiliği
Hadis tarihçileri bile itiraf ediyor: Emevi-Abbasi çekişmelerinde lider övmek için, tüccarlar elindeki malı satmak için, kıssacılar halkı ağlatmak için binlerce hadis uydurdu. Dünyanın öküzün boynuzunda olduğundan tutun da, kadınları aşağılayan, bilime aykırı, akıl dışı yüzlerce “bilgi” dinin içine sızdı.
Şimdi biz, “Bu hezeyanlar Rahmet Peygamberi’nin ağzından çıkmış olamaz!” dediğimizde; siz bu uydurmaları mı savunuyorsunuz yoksa Peygamber’i mi? Eğer bu uydurmaları “din” diye pazarlayanların safındaysanız, siz aslında farkında olmadan Hz. Peygamber’e en büyük hakareti ediyorsunuz.
“Usul” Cahilliği ve Ezberci Müslümanlık
“Buhari’de ve Müslim’de geçiyorsa doğrudur” demek, ilmi bir yaklaşım değil, bir teslimiyetçi körlüktür. Buhari de Müslim de birer insandır; kendi dönemlerinin şartlarında en iyisini yapmaya çalışmışlardır. Ancak onların kitapları “vahy-i metlu” değildir. Ebû Hanife, gibi bir alim rivayetleri akıl, fıtrat ve Kur’an süzgecinden geçirirken, siz hangi usul bilgisiyle insanları “dinden çıkmakla” suçluyorsunuz?
Bu Yapılanlar Dini Korumak mı, Dini Dondurmak mı?
Rivayeti Kutsallaştırmak, Vahyi Gölgelemek
Bir toplum düşünün:
Allah’ın kitabının “apaçık” olduğunu söyler, fakat onu açıklamak için vahye aykırı olan zanni rivayetlere muhtaç olduğunu zanneder.
Kur’an’ın korunmuşluğunu dillendirir, ama onu eksikmiş gibi tamamlamaya çalışan rivayetleri sorgulayana öfke duyar.
Asıl soru şudur:
Kur’an’ı mı savunuyoruz, yoksa Kur’an’a rağmen bir rivayet dinini mi?
Sorgulamak Neden Bu Kadar Korkutucu?
Kur’an’a arz ederek rivayetleri test etmeye çalıştığınızda hemen aynı refleks devreye girer: “Hadisi inkâr mı ediyorsun?”
“Sünnete karşı mı çıkıyorsun?”
“Resule itaatsizlik bu!”
Bu tepkiler, ilmi bir refleks değil; psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü sorgulama başladığı anda şu ihtimalle yüzleşmek zorunda kalırlar: “Ya kutsal sandığım şey, gerçekten kutsal değilse?”
İşte bu ihtimal, imanı değil, zihinsel konforu tehdit eder.
Rivayeti Eleştirmek Peygamberi Korumaktır
Rivayet eleştirisi, Peygamber’i inkâr etmek değildir. Tam tersine, ona isnat edilen yalanları ayıklama çabasıdır.
Bu ilkeyi açıkça savunanlardan biri İmam-ı Azam Ebû Hanife’dir.
Onun yaklaşımı son derece nettir: Peygamber’e ait olduğu iddia edilen bir söz, Kur’an’a ve İslam’ın temel ilkelerine aykırıysa, sorun Peygamber’de değil, rivayettedir.
Bu tutum, saygısızlık değil; ahlaki ve ilmî bir sadakattir. Ne var ki Ebû Hanife de, bugün Kur’an merkezli düşünenlerin maruz kaldığı ithamların aynısına uğramıştır:
Dışlanmış, karalanmış, hatta “hadis düşmanı” ilan edilmiştir.
Demek ki sorun yeni değildir. Sorun, usul bilmeyen bir kutsamacılıktır.
“Buhari’de Müslim’de Geçiyorsa Mutlaktır” Yanılgısı
Hadis külliyatlarını Kur’an ile test ederek eleştirel süzgeçten geçirmeden “mutlak doğru” ilan etmek, hadis ilmini savunmak değil, onu putlaştırmaktır.
Hadis tarihi bizzat şunu kabul eder:
- Siyasi iktidar mücadeleleri (Emevî–Abbâsî–Alî taraftarlıkları)
- Mezhepsel rekabetler
- Kıssacıların halkı etkileme arzusu
- “İyi niyetle” uydurulan teşvik rivayetleri
- Yahudi–Hristiyan mitolojilerinin İslam literatürüne sızması
Bu süreçte binlerce uydurma rivayet üretilmiştir.
Buna rağmen, Kur’an’a açıkça aykırı bir rivayet gündeme geldiğinde bazıları şunu bile düşünemez: “Bu sözü Peygamber asla söylemiş olamaz.”
Bunun yerine Kur’an tevil edilir, bükülür, susturulur. Zanni rivayet korunur, kat‘î vahiy savunmaya muhtaç bırakılır. Bu, ilim değildir. Bu, epistemik bir felçtir.
Usul Bilmeden Dindarlık Olmaz
Usul şunu öğretir:
- Kur’an kat‘îdir.
- Rivayetlerin çoğu zannîdir.
- Zannî olan, kat‘î olana arz edilir.
- Ayıklama, inkâr değildir.
Bu temel ilkeyi bilmeyenlerin tartışmaya girmesi kaçınılmaz olarak suçlama üretir, çünkü argümanları yoktur. Bu yüzden hemen bağırırlar. Çünkü bağırmak, bilgi eksikliğini örten en hızlı yöntemdir.
Asıl Tehlike: Peygamberi Rivayetlere Kurban Etmek
Bugün farkında olmadan yapılan şey şudur: Kur’an’a aykırı rivayetleri savunarak Hz. Muhammed’e iftira edilmesine razı olmak. Oysa Peygamber’in örnekliği,
- Kur’an’a aykırı mucize masallarıyla değil,
- Kadını aşağılayan sözlerle değil,
- Akla ve adalete meydan okuyan anlatılarla değil, Vahyin ahlaki bütünlüğüyle korunur. Bir Uyanış Çağrısı
Eğer bir rivayet Kur’an’a, temel ilkelerine ve akla aykırıysa, o “Sünnet” olamaz.
Ey bağnazca suçlayanlar! Korkmayın, sorgulamak imanı zayıflatmaz; aksine taklidi imandan tahkiki imana geçmenizi sağlar. Nebi’yi sevmek, O’nu rivayetçilerin uydurduğu “korkutucu ve tutarsız” bir figür olmaktan kurtarıp, Kur’an’ın tarif ettiği “Üsve-i Hasene” (En Güzel Örnek) ile yeniden buluşmaktır. Gerçek Allah dostları, rivayeti din edinenler değil, dini rivayetlerin kirliliğinden temizleyenlerdir.
Son Söz
Korkmayın, Kur’an Kırılgan Değildir. Kur’an, rivayetlerle korunmaya muhtaç değildir. Kur’an, rivayetleri koruyan ölçüdür.
Sorgulamak küfür değildir. Eleştirmek isyan değildir. Kur’an’ı merkeze almak sünnet düşmanlığı değildir.
Asıl sorun şudur: Dini savunduğunu zannederken, onu donmuş bir geleneğe hapsetmek.
Cesaret, vahye güvenmektir. Cesaret, Peygamber’i uydurmalardan korumaktır. Cesaret, “atalarımız böyle dedi” yerine “Allah ne dedi?” diye sormaktır.
Ve evet, bu cesaret herkese iyi gelmez. Ama hakikat, konfor vaat etmez.
Vedat Kat
Ocak 2026 – Bursa

