Sakalı Şeriften Satış Rafına..
Bir zamanlar kutsal, sabit bir yerde dururdu. Camekânın içinde. Toz almayan bir sessizlikte. Sakalı Şerif mesela… Birkaç tel kıl. Kimden kaldığı kesin mi? Hayır. Ama kimse de bunu mesele etmezdi. Çünkü inanç, biraz da bilmemeyi kabullenme sanatıdır.
Sonra çağ değişti. İnanç da değişti. Daha doğrusu, inançla geçinmenin yolları değişti.
Artık kutsal yerinde durmuyor. Akıyor. Sıvılaşıyor. Şişeleniyor.
Sakal yetmedi. Saç geldi. Saç da tek başına tatmin etmedi; saçın suyu icat edildi. Böylece kutsal, nihayet modern dünyanın dilini konuşmaya başladı: tüketilebilir, taşınabilir ve sunulabilir hâle geldi. İnanç, soyut bir bağ olmaktan çıkıp ürün formuna kavuştu.
Burada insan ister istemez hayran(!) kalıyor. 1400 yıl önce vefat etmiş bir peygamberin saçından elde edildiği söylenen su, hangi teknikle bugüne ulaştı? Hangi kabın içinde saklandı, hangi buharlaşmaya direnç gösterdi, hangi mikrobiyolojik saldırıyı atlattı? Bu noktada artık iman değil, tedarik zinciri soruları önem kazanıyor.
Demek ki cemaatin elinde çok ciddi imkânlar var. Ya zamanın aşındıramadığı kutsal muhafaza teknolojileri geliştirildi -ki bu durumda ilaç sektörüyle iş birliği kaçınılmaz- ya da Peygamber sevgisi, pazarlama zekâsıyla desteklendi. İkincisi daha tanıdık geliyor.
Çünkü din istismarı bu topraklarda yeni değil; sadece ambalajı güncellendi. Eskiden korkuyla yürütülürdü, şimdi duyguyla. Eskiden cehennem anlatılırdı, şimdi şifa vaat ediliyor. Eskiden “inanmazsan yanarsın” denirdi; şimdi “içmezsen eksik kalırsın.”
Peygamber, bu tabloda ahlakın örneği değil; marka değeri hâline geliyor. Adı, hikâyenin güvenilirlik sertifikası gibi kullanılıyor. Sorgulanamaz olduğu için bulunmaz bir ticari teminat sağlıyor. Kim “Bu nedir?” diye sorarsa, hemen imanla ilgili bir dosyaya kaldırılıyor. Böylece din, eleştiriden değil; rekabetten korunmuş oluyor.
Asıl mesele saç ya da sakal değildir. Asıl mesele, kutsalın gelir getirici bir araca dönüştürülmesidir. İnanç, insanın iç dünyasında derinleşeceğine; piyasada dolaşıma girer. Törenler, ibadet olmaktan çok tanıtım etkinliğine benzer. Kalabalıklar toplanır, duygular kabartılır, sorgu askıya alınır.
Ve garip bir şekilde, bu gösteriler Peygamber’i yüceltmez. Aksine onu indirger. Onun hayatı boyunca anlattığı adalet, dürüstlük ve tevazu; saç, sakal ve sıvı hatıraların gölgesinde kaybolur. Öğreti zahmetlidir; kalıntı ise pratiktir. Öğreti insanı değiştirir; kalıntı sadece rahatlatır.
Belki de en ironik olan şudur:
Bu ticari kutsallık düzeni, Peygamber’i savunduğunu iddia ederken, onun en çok karşı çıktığı şeyi yapmaktadır. Çünkü o, dini insanların geçim kapısı hâline getirenlere mesafeli durmuştu. Bugün ise din, geçim kapısı değil; gelir modeli olarak sunuluyor.
Kutsal artık yücelik taşımaz; dolaşım hızı taşır. Raf ömrü, hikâye gücüyle uzatılır. Ve bu çağda en büyük meziyet inanmak değil; inanırken hiç düşünmemektir.
Çünkü düşünen insan müşteri değildir.
Mahmut Celal ÖZMEN
Yayınlandığı Yer: https://www.urguphaber.com.tr/2026/05/30/sehirlerin-yeni-putu-evcil-merhamet/

