Bir Hurmanın Sınırında Cenneti Aramak

Hz. Âişe (r.a.) validemiz anlatıyor: “Fakir bir kadıncağız kucağında iki kız çocuğuyla yanıma geldi. Kendisine üç hurma verdim. Kızların her birine bir hurma verdi. Elinde kalan hurmayı yemek için ağzına götürmüştü ki, iki kız bu hurmayı da istediler. Bunun üzerine kadın yemek istediği hurmayı ikiye bölerek kızlara verdi. Kadının bu hareketi beni çok duygulandırdı. Durumu daha sonra Allah Resûlü’ne (s.a.v.) bildirdiğimde şöyle buyurdu: ‘Allah o hurma sebebiyle cenneti o kadına vacip kıldı (veya onu cehennemden azat etti).’” (Müslim, Birr 148)

Görüyor musunuz? İmtihan dediğiniz şey her zaman kantar kantar altın ve gümüşle, büyük servetlerle olmuyor. Hayatın büyük kırılma noktalarında, savaş meydanlarında ya da sadece ölüm-kalım meselelerinde aranmıyor o büyük muhasebe. Günlük hayatımızın en sıradan anı, en ufak bir tercihimiz bize cennetin kapısını aralayabileceği gibi; Allah korusun, ayağımızı kaydırıp bizi uçurumlara da yuvarlayabilir.

Aslında mesele bütünüyle insanın “insan” kalabilmesi, kalbini diri tutabilmesiyle ilgili. O kadını cennetlik kılan şey maddi değeri olan bir hurma değil, kalbindeki o engin şefkat, merhamet ve elindekini paylaşma coşkusuydu, yani infak bilinciydi. Hurma, o yüce duygunun sadece görünen vesilesiydi.

“Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda infak ederler (harcarlar); öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da iyilik yapanları sever.” (Âl-i İmrân, 134)

Ayetteki “darlıkta da” ifadesi, paylaşmanın bir bütçe meselesi değil, bir şefkat meselesi olduğunu açıkça ortaya koyar. İnfak, malı eksiltmez; aksine ruhu büyütür, kalbi temizler. Kul, elindeki bir lokmayı bölüştüğünde aslında kendi geleceğine, ahiretine yatırım yapar. Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda infak etmedikçe gerçek iyiliğe (birr’e) asla eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Âl-i İmrân, 92)

Küçük Amellerin Büyük Karşılıkları

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Yarım hurmayla da olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun. Onu da bulamazsanız, güzel bir sözle…” (Buhârî, Zekât 21) buyurarak iyiliğin küçümsenemeyeceğini bizlere öğretmiştir. Demek ki bazen küçücük bir dokunuş, kainat kadar büyük bir rızaya kapı açabiliyor.

Öyleyse farkına varmalıyız:

  • Şu köşe başında duran kediye atacağınız tekmenin sonu ateşe varabilir; hasta çocuğunuzun başında merhametle sabaha kadar uykusuz kalmanız ise bütün günahlarınızı affettirebilir.
  • Şu otobüste yer verdiğiniz yaşlı bir teyzenin içten kopan duası sizi cennetlik kılabilir; sokakta görüp de üzerine basılmasın diye kenara kaldırdığınız bir lokma ekmek Yüce Allah’ın rızasını kazanmanıza yetebilir.
  • İhtiyar durumda, bakıma muhtaç haldeki ana-babanıza sert ve öfkeli bir bakışınız, “öf be!” diye bir serzenişte bulunmanız, ömür boyu büyük emeklerle biriktirdiğiniz sevap sermayesini bir anda tüketebilir.

İnfak Sadece Maddiyattan İbaret Değildir

Müminin ahlakı incelik ahlakıdır. Sınavdan kötü not alan arkadaşı üzülmesin diye kendi yüksek notuna sevinememek bir yürek infakıdır. Size borcu olan kişi mahcup olmasın, utancından ezilmesin diye onu görünce yolunu değiştirmek bir onur koruma infakıdır. Burnundan akan yetim bir çocuğun burnunu silmek, başını okşayıp ona bir simit almak, dünyayı o çocuk için güzelleştirmektir.

Hepsinden öte, yardıma muhtaç birini görüp de eliniz cebinize gittiğinde, orada verecek hiçbir şey bulamadığınızda kalbinize oturan o sızı, o derin mahzunluk var ya… İşte o samimiyet sizi Firdevs cennetine uçurabilir. Çünkü niyet, amelden büyüktür.

Fazla söze ne hacet! Bir hurma deyip, bir tebessüm deyip, küçük bir iyilik deyip geçmeyin. Hayatın içindeki o küçücük anlar, sizin cennetiniz de olabilir, cehenneminiz de…

Ayşen Toraman Küçükersöz