Seçici Keyfi İlkesiz Dindarlığın Krizi
Kısa cümlelerle anlatalım ki, net anlaşılsın.
Kutsal kitabın kapağını açıyorsun.
Karşına onlarca tip çıkıyor.
Sayfa sayfa, ayet ayet anlatılıyor.
Cimrilik yapanı var.
Zekattan kaçanı var.
Ekini ve nesli bozanı var.
Dünyayı imar etmek yerine ihya kisvesi altında ekini ve nesli tahrip edeni var.
Adil şahitlikten kaçanı, taraf tutanı, torpille adam kayıranı, liyakati çöpe atanı, günaha dalıp bozgunculuk çıkaranı var.
Peki Kur’an bu tipleri bize niye bu kadar detaylı anlatıyor?
Hikaye olsun diye mi?
Tarih notu düşmek için mi?
Hayır.
”Bunlar gibi olmayın” diye.
“Bunlar gibi olursanız yoldan saparsınız, kurtuluşa eremezsiniz” diye.
Açıkça uyarmak için.
Çünkü dikkat edilmediğinde…
Adamı alır, fasık yapar.
Alır, münafık yapar.
Alır, müşrik yapar.
Bizde nasıl yürüyor işler?
Adam dindar.
Sorsan, muhafazakâr.
Alnı secdeye değiyor.
Dili ayet dolu, dualı.
Ama bakıyorsun…
Fon manipülasyonuyla milyarları götürüyor.
Fırsatçılık yapıyor, fahiş fiyatla milleti çarpıyor.
Riba düzenine gırtlağına kadar batmış, umursamıyor.
Emeği sömürüyor.
Ehliyetsiz akrabasını makama oturtuyor.
Cinsiyetçilik, ırkçılık yapıyor.
Emanete hıyanet ediyor.
Çevreye, doğaya, kamu hakkına zerre saygısı yok.
Sonra?
Sonra gidip cuma namazında ön safta saf tutuyor.
Kendini hâlâ “mümin”, hâlâ “örnek dindar” zannediyor.
İşte biz buna “seçici dindarlık” diyoruz.
İşine gelen ayete uyan, işine gelmeyen ayeti görmezden gelen…
Keyfine göre dindarlık.
İlkesiz, ölçüsüz, tutarsız, güven vermeyen bir dindarlık anlayışı.
İman nedir kardeşim?
İman, kuru bir laf mıdır?
Nüfus kağıdındaki bir ibare mi?
İtikat kitaplarında geçen bir bilgi nesnesi mi?
Kur’an’a göre iman; Allah’a mutlak güvenmektir.
O’nun mesajına teslim olmaktır.
O mesajı bizzat yaşayarak hayata tanıklık etmektir.
İman; taktığın rozet değil, taşıdığın sorumluluktur.
Adanmışlıktır.
Görev ahlakıdır.
İlkeli olmaktır.
Onurlu yaşamaktır.
Dürüstlüktür, adalettir.
İman, şaka değildir.
Ciddiyet ister.
Kararlılık ister.
Emek ister.
İlim ister, amel ister, takva ister.
Harama karşı durabilme cesareti ister.
Şimdi fon skandalları patlıyor.
Ahlaki çürüme ayyuka çıkıyor.
Yozlaşma paçalardan akıyor.
İnsanlar bakıyor bu manzaraya…
Başörtülüsüne bakıyor, muhafazakâr siyasetçisine bakıyor, kendini dinin muhafızı ilan edenlere bakıyor.
Sarsılıyor.
Güven yıkılıyor.
Sokaktaki insan “Ahlak yoksa bu nasıl din?” diye sorgulamaya başlıyor.
Dindar camia ise şokta.
Ama asıl kriz nerede biliyor musunuz?
Asıl kriz, dinin ahlaktan koparılmasında.
İmanın eylemden, amelden, adaletten soyutlanmasında.
Kur’an’ın ayetlerini kendi hırslarına, tefeciliklerine, vurgunlarına maske yapanlar; ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmını arkalarına atanlardır.
Sapkın bir anlayışla, işine geldiği gibi bir din uyduranlardır.
Özetle…
İman, fırsatçılıkla bağdaşmaz.
İman, kul hakkı yiyerek sürdürülemez.
İman, emeksiz kazancın, israfın, şatafatın, kibrin, yalancılığın üstünü örtmez.
Ya Kur’an’ın tanımladığı o ağır, onurlu ve adil sorumluluğu kuşanacaksın…
Ya da kendi konforun için uydurduğun o “seçici dindarlık” illüzyonunun altında çökeceksin.
Çünkü toplum, ilkesizliği affetmiyor.
Vahiy ise, mazeret kabul etmiyor.
Vedat Kat
Ekim 2026 – Bursa

