Toplumun Sarsılmaz Kalesi: Aile Bütünlüğü ve Aileler Arası Saygının Gücü
Hayatımızın en merkezinde yer alan, bizi biz yapan en temel kurumu, yani “Aile” kavramını derinlemesine düşünmek ve bu sarsılmaz bağın değerini her fırsatta hatırlamak mecburiyetindeyiz. Bir binanın tuğlalarını bir arada tutan harç gibi, ailelerimizi ve toplumumuzu ayakta tutan en kritik dinamiği; yani aile içi sarsılmaz dayanışma bilincini ve aileler arası karşılıklı saygıyı her daim canlı tutmalıyız. Zira Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, ailenin kurulmasını ve bu çatının sevgiyle korunmasını ilahi bir nişane olarak sunar. Rum Suresi 21. ayette buyrulduğu gibi: “Kendileriyle huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir.” Bu ayet-i kerime, aile bütünlüğünün harcının yalnızca dünyevi bağlar değil, ilahi bir lütuf olan sevgi ve merhamet olduğunu açıkça göstermektedir.
Aile, sadece aynı çatı altında yaşayan bireylerin oluşturduğu biyolojik veya hukuki bir bağ değildir. Aile, bir toplumun ahlak, sevgi, merhamet ve hürmet üreten en küçük, en mukaddes fabrikasıdır. Bizler, kendi çekirdek ailemizin sınırları içinde sevgiyi, bağlılığı ve birbirimizi korumayı öğreniriz. Ancak asıl olgunluk, dış dünyaya açıldığımızda, diğer ailelerle kurduğumuz köprülerde de aynı özeni ve hürmeti gösterebilmektir. Aileler arası saygı; akrabalık bağlarından komşuluk ilişkilerine, dünürlük bağlarından toplumsal birlikteliğe kadar uzanan geniş bir yelpazedir. İslam dini, çekirdek aileyi koruduğu gibi akrabalık ve komşuluk bağlarını gözetmeyi de (sıla-i rahim) kesin bir dille emreder. Nisa Suresi 36. ayette; Allah’a kulluktan hemen sonra anne-babaya iyilik yapılması, ardından ise akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya iyi davranılması emredilir. Eğer bir toplumda aileler birbirinin sınırlarına, değerlerine, yaşam biçimlerine ve varlığına saygı göstermiyorsa, o toplumun iç huzurunu ve aile bütünlüğünü koruması imkansızdır.
Günümüz dünyasında ne yazık ki bireyselleşmenin getirdiği bir yabancılaşma ile karşı karşıyayız. Eskiden mahalle kültürünün kalbinde yer alan, “komşu açken tok yatmayan”, bir diğer ailenin derdini kendi derdi bilen o asil ruh, yerini yavaş yavaş “ben ve benim ailem” bencilliğine bırakıyor. Oysa biz biliyoruz ki, bir ailenin huzuru, komşusunun veya akrabasının huzurundan bağımsız değildir. Aile bütünlüğü, sadece kendi evimizin kapısını kapatınca sağlanan bir huzur değil, diğer ailelerin varlığına duyulan derin saygıyla perçinlenen toplumsal bir kalkandır. Aileler arası saygının en somutlaştığı anlar, acıların ve sevinçlerin ortak paydada buluştuğu anlardır. Bir taziye evinde bir araya gelip paylaşılan acılar, çekilen sıkıntılara omuz vermek, zor günde “biz buradayız” diyebilmek, aileler arası saygının ve kolektif sorumluluğun en asil tezahürüdür. Saygı, sadece iyi günde tebessüm etmek değil; kötü günde diğer ailenin onurunu, mahremiyetini ve duygularını koruyarak yanında durabilmektir. Hucurat Suresi’nde Müslümanların birbirlerinin gıyabında konuşmaları, suizanda bulunmaları ve birbirlerini küçümsemeleri kesin bir dille yasaklanmıştır. Bu ilahi ölçü, ailelerin birbirlerinin mahremiyetine ve onuruna saygı duymasının toplumsal barış için ne kadar hayati olduğunu anlatır.
Özellikle akrabalık ve evlilik yoluyla bir araya gelen ailelerin ilişkilerinde “saygı” kelimesi, bir lütuf değil, mutlak bir zorunluluktur. Her ailenin kendine has bir kültürü, geçmişi ve bir yaşayış tarzı vardır. Birbirinin farklılıklarını bir eksiklik değil, bir zenginlik olarak görebilen aileler, nesiller boyu sürecek sağlam bağların temelini atarlar. Anne ve babaların birbirine ve diğer aile büyüklerine gösterdiği hürmet, çocukların zihninde aile bütünlüğünün ve toplumsal saygının ilk tohumlarını eker. Kendi ailesi dışındaki ailelere hakir bakmayan, onların emeğine, geçmişine ve varlığına değer veren çocuklar yetiştirmek, geleceğe yapılabilecek en büyük yatırımdır.
Sonuç olarak, aile içi yardımlaşmayı evlerimizin içinde büyütürken, aileler arası saygıyı da bir mahalle, bir şehir ve nihayetinde bir ülke kültürü haline getirmeliyiz. Unutmayalım ki, aileler arası saygının tükendiği yerde dedikodu, güvensizlik ve huzursuzluk baş gösterir; saygının yeşerdiği yerde ise güven, huzur ve köklü bir toplumsal aidiyet filizlenir. Bizler bu değerleri toplumun her kesimine bıkmadan, usanmadan anlatmaya ve kendi hayatımızda yaşatmaya devam etmeliyiz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki; aileler bütünlüğünü korudukça ve birbirine saygı duydukça, bu toplumsal kale asla yıkılmayacaktır.
Ayşen Toraman Küçükersöz

