Hurafe ile Hakikat Arasında Bir Ramazan..

Ramazan gelirken şehirlerin ışıkları değişir; vitrinler, sofralar, takvimler değişir. Fakat insanın içindeki istikamet değişmediği sürece takvim yapraklarının kutsiyeti tek başına bir şey ifade etmez. Ramazan, yalnızca aç kalmanın değil, hakikate açlığın ayıdır. Ne var ki bugün ekranlara baktığımızda bu açlığın yerini çoğu zaman gösteri iştahının aldığını görüyoruz.

Televizyon kanallarında yıllardır değişmeyen yüzler, değişmeyen üsluplar ve çoğu zaman değişmeyen içerikler… Menkıbeler, kerametler, mistik hikâyeler; havada uçanlar, suda yürüyenler, kalp okuyanlar… Din, sanki metafizik bir gösteri sahnesine dönüşmüş gibi. Oysa Kur’an, bir sihir kitabı değil; insanı yere, hayata ve sorumluluğa çağıran bir hitaptır. Ramazan ise bu hitabın en berrak duyulduğu zaman dilimidir.

Kur’an’ın indiriliş gayesi, insanı tevhide çağırmak, şirkten arındırmak, adaleti tesis etmek ve ahlaki bir bilinç inşa etmektir. Fakat ekranlarda çoğu zaman tevhidin berraklığı yerine şahısların yüceltilmesi, kulluğun sadeliği yerine menkıbevi bir din anlayışı öne çıkıyor. Yüce Allah’ın adının önüne geçen bir “hoca kültü”, eleştiriden azade bir “şeyh bağlılığı” ve sorgulamadan kabul eden bir kitle… Bu tablo karşısında insan ister istemez şu soruyu soruyor: Kur’an ayı Ramazan’da Kur’an neden merkezde değil?

Oysa Kur’an, kendisini açıkça tanımlar. Kur’an-ı Kerim, insanı düşünmeye, akletmeye, adalete ve sorumluluğa çağırır. Bakara Suresi 174-175. Ayetlerde, ilahi mesajı gizleyip onu dünyevi çıkarlara alet edenleri sert bir dille uyarır. Bu uyarı yalnızca geçmiş toplumlara değil, her çağın insanınadır. Hakikati eğip bükerek menfaate tahvil edenler kadar, hakikati sorgulamadan teslim alanlar da bu ikazın muhatabıdır.

Ramazan programlarında orucun faziletinden bahsedilir; fakat orucun insanı dönüştüren yönü çoğu zaman ıskalanır. Oruç yalnızca mideyi değil, dili, kalbi ve zihni de terbiye etmektir. Siyasi, ekonomik, ahlâki sorunlarla boğuşan bir ümmetin, kendi iç muhasebesini yapmadan sadece nostaljik hikâyelerle oyalanması bir çelişki değil midir? Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Afrika’da, dünyanın dört bir yanında mazlumların çığlığı yükselirken; adalet, merhamet ve sorumluluk üzerine derinlikli bir muhasebe yapılmaması düşündürücü değil midir?

Kur’an, toplumsal değişimin anahtarını da verir: İnsan değişmeden toplum değişmez. Bu ilke, hamasi söylemlerin ötesinde bir öz eleştiri çağrısıdır. Biz neyi ihmal ettik? Hangi değeri ikinci plana attık? Hangi ayeti yalnızca tilavet edip hayatımıza indirmedik? Bu soruların cevabı, ekranlarda değil, kalpte ve vicdanda aranmalıdır.

İsra Suresi 82. Ayet, Kur’an’ın müminler için bir şifa ve rahmet olduğunu bildirir. Şifa, ancak hastalığın farkında olanın aradığı bir nimettir. Eğer ümmet olarak dağınıklığımızı, zaaflarımızı ve zaaflarımızı besleyen alışkanlıklarımızı teşhis etmezsek, şifaya da talip olamayız. Kur’an’ın “terk edilmiş” oluşu, onu rafta bırakmakla sınırlı değildir; onu hayattan uzaklaştırmak da bir terk ediştir.

Burada yalnızca ekranlardaki isimleri suçlamak kolaycılıktır. Çünkü arz varsa talep de vardır. İzleyen, dinleyen ve alkışlayan bir kitle olmadan bu düzen sürmez. Eleştiri, önce kendimize yönelmelidir. Hangi içeriği tercih ediyoruz? Hangi sözü daha cazip buluyoruz? Hakikatin ağır sorumluluğunu mu, yoksa menkıbenin hafif heyecanını mı?

Ramazan, bir yüzleşme mevsimidir. Bir cüz Kur’an’ı anlamıyla okumak, belki saatlerce süren tartışma programlarından daha dönüştürücü olabilir. Çünkü hakikat, gösterişli değildir; fakat etkilidir. Kur’an korunmuştur; fakat bizim kalbimiz korunmuş mudur? Kur’an kolaylaştırılmıştır; fakat biz onu gerçekten anlamaya niyetli miyiz?

Belki de mesele, ekranları kapatıp iç dünyamızın perdesini aralamakta gizlidir. Ramazan, bir daha kavuşamayacağımız bir misafir olabilir. O halde bu misafiri, gösteriyle değil, tefekkürle ağırlamak gerekir. Eğer Kur’an’ı merkeze alırsak, belki o zaman sırat-ı müstakime yaklaşabiliriz. Aksi halde, konuşan çok; fakat dönüşen az olmaya devam edecektir.

Oruçlarımızın, dualarımızın ve arayışlarımızın samimiyetle yoğrulduğu bir Ramazan dileğiyle…

Mahmut Celal Özmen