İYİLİK VE KÖTÜLÜK BAĞLAMINDA SUÇLULUK PSİKOLOJİSİ –IV-

Çağlar boyu tartışan bir türlü işin içinden çakılamayan “kötülük problemine” yazı serisinin giriş bölümünde değinmiştik. Kötülük problemi, günümüzde hala tartışılan bir problemdir. Bu yazı serisinde Kur’an-ı Kerim’den yola çıkarak cevaplar aramaya başladık. Allah’ın emir ve yasaklarına uyulmadığı takdirde duygu-düşünce ve davranışlarda marazlar oluşmaktadır. Bunun yansımalarını da bireysel ve toplumsal olarak yaşanacağı anlaşıldı. Hatta günümüzde birçok bedensel rahatsızlığın arkasında psikolojik sebepler olduğu bilinmektedir. Psikolojik rahatsızlıkların insan bedenine verdiği belirtiler, rahatsızlıklar artık tanımlanabilmektedir.

İyiliğin yayılmasını emreden Rabbimizin emrini dikkate alarak başladığımız bu yazı serisinin hayırlara vesile olmasını dileriz. “İslam’ın ahlakla meydana getirdiği zihniyet inşasını başka hiçbir kaynak veya kimse sağlayamaz”. Özellikle şirkle mücadeleyi ve tevhidi öne almayı gerekli kılan “Duygu, düşünce ve davranışı kapsayan yaşamsal inşa” sadece Nebi/Elçilerin getirdiği kitaplarda vardır”[1] dedik. Kur’an-ı Kerimde ki tüm teklifler insan fıtratına uygun ve uyumlu olduğundan, fıtrat dışı ortaya çıkan tüm eylemler, karşımıza maraz yani kötülük olarak çıkacaktır. İnsanın kendisine yaptığı en büyük kötülük “Allah’a şirk koşmaktır.” Kur’an-ı Kerimde tekliflere muhatap olanlar, emir ve yasaklara uygun yaşadığında ancak kötülük problemiyle mücadele edebilecek bir bilinç kazanacaktır.

Giriş yazısında Âdem – İblis kıssasına da değindik. Bu kıssanın inananlara çok şey anlattığını düşünmekteyiz. “İblis ’in başlatmış olduğu kötülük yani Allah’ın emrine karşı gelerek başlayan kötülük problemi kâfirlerden olmayı da gerekli kılar. Bu bağlamda suçluluk psikolojisi (kendini suçlu görmeme ve başkasını suçlama hastalığı kibirle birleşince, yalan, iftira ve hasetle sonuçlanır diyebiliriz)”[2] demiştik.

Bilindiği gibi ehli kitap kötülüğün kaynağını Âdem’le, yasak elmayı yemesiyle başlatır. Hatta ilk günah doktrini Hristiyanlık ’da temel öğretilerden birisidir. Hz. İsa’nın (a.s.) çarmıha gerilmesi de bu bağlamda açıklanır. Hz. İsa (A.s.), Hz. Âdem’in (a.s.) işlediği ilk günah için canını kefaret olarak çarmıhta vermiştir. Tüm kiliselerde yapılan ekmek (Hz. İsa’nın bedenini) ve şarap (kanını içmeyi temsilen) içme ayini de bu kefaretle alakalıdır. Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda ise İblis’ in Âdem’e secde etmeyerek, Allah’ın emrinden çıktığı, kibirlendiği hatta önce Allah’ı suçladığı Araf 16. ayette anlatılmaktadır. “ İblis dedi ki: “Madem beni azdırdın[3], ben de onlar için, kesinlikle senin doğru yolunun üstünde oturacağım.” İblis emre karşı gelerek kâfir ve suçlu olmasına rağmen üstelik kibrine yenik düşerek tövbe edenlerden olmadı. Tam tersi Rabbinden son saate kadar doğru yolun üstünde oturmak için süre istediği ilgili ayetlerden anlaşılmaktadır. Şeytanlaşan İblis’ in verdiği vesvese yüzünden, Âdem ve Eşi yoldan çıkmış oldular. İblis “ sen onların çoğunu şükreder bulamayacaksın”[4] diyerek de zanda bulunmuştu. Cennetteki onca nimete rağmen Âdem ve eşi Allah’ın emrinden çıkarak İblisin zannını haklı çıkarmış oldular.

Psikanalistler, savunma mekanizmalarından biri olan yansıtmalı özdeşimi tanımladılar. Bu psikanalistlerden biri olan Melanie Klein’in tanımladığı özdeşimli yansıtması, tam da başlangıçtaki İblis için söylenecek tüm ayrıntıları içermektedir diyebiliriz. Kişiler arası öğeler taşıyan ilkel savunma mekanizmalarından biri olan yansıtma, suçluluk duygusunu bastırmak için kullanılır. Benliğin zayıfladığı, doğru ile yanlışın ayırt edilemediği durumlarda kullanılan bu savunma mekanizmasında, zayıflık halinin karşıtı olarak tam güçlülük hali yaşanır. İşte bu hali yaşayan kıssadaki İblis oldu diyebiliriz “ben ondan daha hayırlıyım” dedi ve kibirlendi. Tabiri caizse Allah’a akıl öğretmeye kalktı ve secde etmemesinin gerekçesini önce Allah’a yönelterek “sen beni azdırdın” dedi. Sonra Âdem’e yönelterek manipülasyonla (hileyle yönlendirerek)  Araf 21. ayetteki gibi “ikisine de şöyle yemin etti: “Ben sadece sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim.” Diyerek Allah’ın emrine karşı gelmesi için Âdemi ve eşini doğru yoldan çıkardı ve Âdem ve eşi Rabbine asi olanlardan oldu.[5] Anlayacağınız bu kıssadan alınacak çok dersler vardır. Suçluluk psikolojisinin yansımaları günümüze kadar birçok kişiyi doğru yoldan çıkarmıştır. Bu konuya bir sonraki yazıda değinilecektir.

Türkçemizde “kötülük” genel bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. TDK’de Kötülük, kötü olma durumu, kemlik, şer, zarar verecek söz ve davranışların tümü “kötülük” kavramın kapsamına girmektedir. Dikkatli bir şekilde TDK’ye hatta dünyadaki birçok sözlüğe baktığımızda, Kötülüğün ortaya çıkmasını Allah’a isyanla başlatmadıkları anlaşılır. TDK’de Allahlı bir kavramsal açılıma ihtiyacımızın olduğu aşikârdır.  Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda kötülüğü betimleyen birçok kavramla karşılaşırız. Ve kötülük Allah’ın emrine karşı gelmekle, isyanla, kendini müstağni (ihtiyaçsız) görmekle yani kibirlenmekle başlamaktadır diyebiliriz.  Bir önceki yazımızda ahlaki ikilemi barındıran karşıt kavramlar tablosu oluşturmaya çalışmıştık.[6] O yazıda “Tayyib-Habis, Hayır, Şer, Hasene-Seiyye” üzerinde durmuştuk. Sıra “Birr-İsm” ikilemine gelmişti. Bu yazıda yine tablodaki ikilemlere dikkat çekilmeye çalışılacaktır.

Müslümanlar olarak Zerdüştlüğün düalizminden, Stoacılığın ahlak ilkelerinden, Herakleitos’un “her şey zıddıyla kaimdir” sözünden etkilenerek ya da sudur nazariyesiyle olgu olaylara baktığımızda kötülük problemi gibi bir problemi mubahlaştırmış olacağımız aşikârdır. İşin içinden asla çıkılamayacaktır. Kötülük dünyada yayılmaya devam edecektir. Tablodaki kavramlara geçmeden önce Kasım Yürekli’nin tercümesiyle Nesil yayınlarından çıkan “Mekarimu’l Ahlak/ Ahlak Hadisleri” derlemesinde, dikkatlerimizi çeken bir konuya değinmek istiyoruz. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed için Kalem Suresi 4. ayette  “sen yüce bir ahlak üzerinesin” kelamında geçen “ahlak” kavramı[7] başka yerde geçmez. Hele kötü ahlakı betimlemek için hiç geçmez.  Mekarimu’l Ahlak’da geçen hadislerde de dikkatimizi çeken konu “ahlak” kavramı sadece iyi ahlakı (birr, ahsen, sulh gibi) betimlemek için kullanılmaktadır. Kötülüğü betimleyen kavramlar hadislerde de ahlakla birlikte geçmemektedir. Ahlakın tanımının içerisine ya da karşısına kötü ahlak kavramsallaştırması getirilmemesi gerektiği kanaati bizlerde hâsıl oldu. En doğrusunu Allah bilir. Kur’an-ı Kerim’de geçen kavramları yerli yerinde kullanarak ve güzel ahlak ilkelerini belirlemek gerektiği kanaatindeyiz. Bir çeşit kavram ve anlam kargaşası yaşandığı gözükmektedir. Birisine “ahlaksız” dediğimizde bile “güzel ahlaktan yoksunluğu” dile getirmekteyiz. Ahlaki ikilem kargaşasından kurtulmamız için bu konu üzerinde dikkatle değinirlerse, büyük bir açılım sağlanacağı öngörülmektedir.

Cenab-ı Allah insanları “ahsen-i takvim üzere yarattığını[8], “hangimizin daha güzel amel edeceğimizi görmek için hayatı ve ölümü var ettiğini[9], yıpratıcı bir imtihandan geçirileceğimizi[10] ayetleriyle bildirmektedir. Bizlere irade vererek, Allah’ın kendi koyduğu emir ve yasaklarına karşı tercihte bulunmamızı, nimetlere karşı şükür veya nankörlük etme konusunda da özgür bırakıldığımız için hesap vereceğimizi bildiren yine Cenab- Allah’tır. Anlaşıldığı gibi kötü eylemlerin tümü fıtrata ters düşmektedir. Karada ve denizde fesat çıkması bile kötü eylemlerimiz sonucunda ortaya çıkmaktadır. [11]Rum Suresi 30. ayet de dikkate alınarak, Kur’an-ı Kerim’den süzülen evrensel ahlak ilkeleri belirlenebilirse dünyaya büyük bir iyilik yapılmış olunur.

Gelelim “Birr ve İms” kavramlarına:

BİRR- İSM

Müfredata baktığımızda “B-R-R” kavramını “hayırlı işleri genişçe yaymak” olarak özetleyebiliriz. Bu kavramın ayrıca Tur Suresi 28. ayette Allah’ın bir sıfatı olarak geçtiği görülmektedir. “Bu kelime Allah için kullanıldığında mükâfat ve sevap vermek, kul için kullanıldığında ise, itaat etmek, bağlılık göstermek anlamına gelir. Bu da iki çeşittir. Bir çeşidi inançtadır, diğeri ise ameldedir”[12] Bu bağlamda Bakara 177. ayet örnek olarak gösterilebilir. Hz. Muhadded’e (a.s.) iyilik nedir diye sorulduğunda cevap olarak bu ayeti okuduğu rivayet edilmektedir.[13]

Birr/erdemli olmakla ilgili Bakara 44. ayetle ehli kitabın düştüğü duruma düşmemek için uyarıldığımızı görmekteyiz “Kitabı /Tevrat’ı iç bağlantılarıyla[14] okuduğunuz halde, insanlara erdemli olmayı emredip kendinizi unutuyorsunuz, öyle mi? Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?” Erdemli olmak takvayı da barındırdığı için Mücadele 9. ayetle de uyarılmaktayız. “Ey inanıp güvenenler! Gizli konuşma yapacağınızda, o konuşmayı sakın günah işleme, düşmanlık etme ve elçiye karşı gelme konularında yapmayın. Ama erdemlilik ve takva /yanlışlardan sakınma konusunda gizli konuşma yapabilirsiniz[15]. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakının.”

Bu kavramın geçtiği diğer ayetlere bakmaya devam edelim:

Yeminlerinizde Allah’ı, erdemli davranmanıza, yanlışlardan sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize engel yapmayın[16]. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah’tır. (Bakara 2/224)

Erdemli olmak, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Erdemli olan; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere inanıp güvenen kişidir. Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolculara, isteyenlere ve bir de boyunduruk altındakiler(i kurtarmak) için verir. Namazı düzgün ve sürekli kılar, zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman yükümlülüklerini yerine getirirler. Maddi sıkıntılara, bedensel sıkıntılara, bir de ani baskınlara karşı dirençli bulunurlar. İşte doğru sözlü olanlar bunlardır. Müttakiler / yanlışlardan sakınanlar bunlardır. (Bakara 2/177)

Sevdiğiniz şeylerden hayra harcamadıkça erdemli olamazsınız. Ne tür bir harcama yaptığınızı Allah bilir. (Al-İmran 3/92)

Rabbimiz! Bize çağrıda bulunan birini işittik; ‘Rabbinize inanıp güvenin’ diye imana çağırıyordu, hemen inandık. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötü işlerimizi ört. Ruhumuzu erdemli kişilerin yanına al. (Al-i İmran 3/193)

İ-S-M kavramına baktığımızda ise müfredatta “kişiyi sevaptan geri bırakan/hayırdan alıkoyan işlerin adıdır. Yalanın “ism” ile adlandırılması, günah kapsamında yer almasındandır. İblis’in asla bilemeyeceği bir bilgiyle yalan söyleyerek üstelik Âdem ve eşini manipüle ederek “Sonra Şeytan ona fısıldadı. “Bak Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yıpranmayacak bir saltanatı göstereyim mi?” dedi.”[17] Önce kendisini hayırdan uzaklaştırmış oldu sonra Adem ve eşini uzaklaştırmış oldu. “Ona: “Allah’a karşı yanlış yapmaktan sakın!” denince günahıyla üstünlük taslar. Onun hakkından cehennem gelir. Orası gerçekten ne kötü bir yerleşim yeridir!” (Bakara 2/206) Üstünlük duygusuna kapılan İblis “ben daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın”[18] diyerek tabiri caizse Allah’a “kimin hayırlı olduğunu görmüyor musun?” diyerek haşa akıl vermeye kalktığını görüyoruz.

İsra 70. ayette geçtiği gibi İnsanı birçok yaratılandan üstün tutan Cenab-ı Allah’tır. Nefsi düzenleyen ona fücurunu ve takvasını da ilham[19] eden de Cenab-ı Allah’tır. Bir hadiste “ism” kelimesinin karşısına “Birr” konmuştur “iyilik içine sinen şeydir. İsm (günah) ise göğsüne sıkıntı veren şeydir. Resulüllah’a nispet edilen bu söz iyilik ve kötülüğün hükmünü belirlemektedir[20] denebilir. İsm kavramı Kalem 12. Ayette haddini aşan (muğtedi) kavramıyla birlikte geçmektedir. “iyiliğe engel olup duranlara, sınırı aşanlara, günahkârlara”. Maide 62. Ayette ise “Onlardan çoğunun günah işleme, düşmanlık etme ve haram yeme konusunda yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!” Günah işlemek için kafir olmak da gerekir, haddi aşmak da…

Hatırlarsanız İblis-Adem kıssasının anlatıldığı Bakara 36. ayette Rabbimiz Adem eşi ve iblise “Sonra o şeytan[21], o ağaç yüzünden ikisinin de ayaklarını kaydırdı ve bulundukları yerden çıkardı. (Üçüne birden) şöyle dedik: “İnin oradan![22] Her biriniz diğerine düşmandır[23]. Sizin için bu topraklarda yerleşecek yer ve bir süreye kadar geçiminizi sağlayacak şeyler de bulunacaktır[24].”

Üstün erdem sahibi olmak işitiyorsak (Allah, Âdem ile Havvâ’ya) dedi ki: “İkiniz birlikte o bahçeden inin. Her biriniz diğerine düşmandır![25] Tarafımdan bir rehber /Kitap gelir de kim rehberime uyarsa ne yanlış yola girer ne de mutsuz olur.” Bu kitabın muttakilere yol gösterdiğini bilmeyenimiz yoktur. Bu kitabı okuduğumuz halde neden erdemli bir toplumlar oluşturamadığımızı düşünmemiz gerekir! Bir sonraki yazıda “Maruf ve Münker” kavramlarıyla devam edilecektir. Gayret bizden başarı Allah’tandır.

Mürüvvet ÇALIŞKAN

______________________________________

[1] https://www.cerideiilmiyye.org/iyilik-ve-kotuluk-baglaminda-sucluluk-psikolojisi/

[2] https://www.cerideiilmiyye.org/iyilik-ve-kotuluk-baglaminda-sucluluk-psikolojisi/

[3] Bu ayetten anlaşılacağı üzere İblis, kendini suça sevk edenin Allah olduğunu iddia etmektedir. Kadercilik anlayışının temelinde aynı mantık vardır. Kaderciler, her şeyi Allah’ın belirlediğini iddia ederek kendi hatalarını Allah’a mal ederler.

[4] Bknz: Araf 7/17

[5] “İkisi de o ağaçtan yediler, bunun üzerine bedenleri kendilerine göründü. Bahçenin yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yanlış kurgulara kapıldı. (Taha 20/121)

[6] https://www.cerideiilmiyye.org/iyilik-ve-kotuluk-baglaminda-sucluluk-psikolojisi-iii/

[7] TDV İslam Ansiklopedisi “AHLAK” maddesi “Ahlâk Arapça’da “seciye, tabiat, huy” gibi mânalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Sözlüklerde çoğunlukla insanın fizik yapısı için halk, mânevî yapısı için hulk kelimelerinin kullanıldığı kaydedilir (Lisânü’l-ʿArab, “ḫlḳ” md.).

[8] Bknz: Tin 95/4

[9] Bknz: 67/2

[10] Bkzn: Bakara 2/ 155

[11] Bknz: Rum 30/41;

[12] Ragıp El –İsfahani, Müfredat, Kur’an Kavramları Sözlüğü, Çıra Yayınları, B-R-R Maddesi,s.128, İstanbul, 2010

[13] Müfredat, B-R-R maddesi 150. dipnot: “Hadis İbn Ebi Hatim. Ebu Zerr kanalıyla tahriç etmiş ve sahih saymıştır. Rivayette kişi üç kere iyilik nedir diye sormuş, hep aynı şekilde cevap vermiş sonuncusunda: bir iyilik yaptığında kalbin ondan hoşlanır; bir kötülük işlediğinde kalbin ondan rahatsız olur diye eklemiştir. Bkz. Suyuti, ed-Durru’l Mensur, ı,410; Hakim, Müstedrek, ıı,272”

[14] Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v “birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması” anlamındadır (Müfredât). Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır.

[15] Ayrıca bknz: Nisa 4/114.

[16] “Allah Teâlâ, nebimizin yaptığı böyle bir yemini bozmasını emretmiştir (Tahrim 66/1-2). Nebimiz şöyle demiştir: “Günaha yemin edenin yemini, yemin değildir. Akraba ile ilişkiyi kesmeye yemin edenin yemini de yemin değildir.” (Ebû Dâvûd, Talak 7). “Bir konuda yemin eder, sonra başkasını hayırlı görürsen, yeminini boz, keffaretini ver ve hayırlı gördüğüne yönel.” (Buhârî, Eymân, 1).

[17] Taha 20/120

[18] Bknz ilgili ayetler: Sad 38/76; Araf 7/12

[19] Bknz: Şems 91/7,8

[20] Bknz Müfredat İ-S-M maddesi

[21] İblis, Allah’ın emrine uymamakta ısrar edince ‘şeytan’ olarak nitelendi. Çünkü şeytan, doğru yoldan uzaklaşan insana ve cine denir (En’âm 6/112, Nas 114/1-6).

[22] İnin emri çoğuldur. Arapçada çoğul, en az üçü gösterdiğinden inenler;  Âdem, eşi ve İblis’tir.

[23] Düşman anlamı verdiğimiz kelimenin kökü olan adv (عدو), haddini aşmak ve uyumsuzluk anlamındadır (Müfredât). Buradaki zamir çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçü ifade ettiğinden buradaki üçüncü varlık İblis’tir. Şeytan insana muhaliftir. Muhalefet eşler ve çocuklar arasında da olur (Taha 20/123, Teğabun 64/14).

[24] İnsan bu dünyada yaratılmıştır. Burada yaşayacak, burada ölecek ve yeniden burada dirilecektir (A’râf 7/25, Taha 20/55, Nuh 71/17-18, Mürselat 77/25-26). Meleklerin işyeri, birinci kat semadadır (Saffat 37/6-10). İblis secde etmeyince oradan uzaklaştırılmış (A’râf 7/13) ve tüm cin şeytanlarının birinci kat semaya çıkışları yasaklanmıştır (Mülk 67/5). Şeytan olmayan cinler birinci kat semaya çıkabilmektedir (Cin 72/8-11).

[25] Düşman anlamı verdiğimiz kelimenin kökü olan adv , haddini aşmak ve uyumsuzluk anlamındadır (Müfredât). Burada ikil zamirden çoğul zamire geçilmiştir. Arapçada çoğul en az üçü ifade ettiğinden buradaki üçüncü varlık İblis’tir. Şeytan insana muhaliftir. Muhalefet eşler ve çocuklar arasında da olur (Teğabun 64/14).