NASIL BİLİRDİNİZ?

Meşhur bir söz vardır “Gelin girmedik ev vardır ama ölüm girmedik ev yoktur.”

İşte geldik gidiyoruz. Hepimiz gün geçmiyor ki çevremizde bir cenaze ile karşılamayalım. Cenaze merasimlerinde en çok dikkati çeken şeyde cenazenin eve getirilip yakınlarından helâllik istenmesidir.

Burada toplanan yakınlara şu soru sorulur. “Mevtayı nasıl bilirdiniz”?

Genelde duygusallığın en üst seviyede olduğu bu anda, hemen herkes geçmişi düşünmeden “iyi bilirdik” diyerek haklarını da topluca helâl etme emrini gerçekleştirir.

“İyi bilirdik!” Kulağa hoş gelen bir söz…

Ama bu iyilik kime göre veya neye göre belirlenmektedir.

İyiliğin ölçüsü nedir? İyi diye şahitlik edilenler gerçekte iyilerden midir?

Dünyada hayatını sürdürmekte olan herkesin asla inkâr edemeyeceği tek gerçek ölümdür. Hangi dine mensup olursa olsun hiç kimse ölümün varlığını inkâr edemez. Hatta Allah’ı inkâr edenler bile ölümün varlığını çaresiz kabul ederler.

İşte biz inananlar ya da inandığını iddia edenler olarak kaçırdığımız bir şey var ki o da ölümü sadece kabul etmemiz yeterli değildir. Bizden istenen ölmeden önce iyililerden olabilmenin gereklerini yerine getirmemizdir.

Âl-i İmran Suresi 185. Ayet: Her beden ölümü tadar ve yaptıklarınızın karşılığı size, sadece kıyamet günü tam olarak ödenir. Kim ateşten çıkarılır da cennete konursa kurtulmuş olur. Bu hayat (dünya), aldatıcı bir menfaatten başka bir şey değildir.

Ankebut Suresi 85. Ayet: Her canlı ölümü tadacaktır. Sonra da bize döndürüleceksiniz.

Bir gün bizde öleceğiz ve bizim için de cenazemizin başında bu soruyu soracaklar.

“Mevtayı nasıl bilirdiniz?”

Arkamızdan sevdiklerimizin bizim için iyi bilirdik demesi yeterli midir?

Nedir iyilik?

Nasıl iyi insan olunur?

Bu soruların cevabı iman edenler için Kur’an’ın bildirdiği iyilik ölçüsünde belirlenmiştir:

Bakara Suresi: 177. Ayet: İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve Nebilere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir. Namazı tam kılar ve zekâtı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah’tan çekinerek korunanlar da bunlardır.

Eğer bizler iman iddiasında isek burada tarifi yapılan iyilerin kapsamı içine girmemiz lâzım.

İyiliğin ölçüsünü Allah belirlemiş ve bizim için kitabında tek tek açıklamıştır. Bu açıklamanın muhatabı olarak bizlerde Kitabımızı muhatap alıp, sayılan her bir özelliği üzerimizde taşıma gayreti ve azmi içinde olmalıyız.

İyilik yüzümüzü bir yerlere çevirmek değilmiş doğu veya batı fark etmiyormuş…

Her şeyde olduğu gibi iyiliğin de temeli imandan geçiyor. İyilik imanın şartlarını birebir yerine getirmekmiş. Yani önce iman iddiamızı ortaya koyacağız, güvenimiz konusunda samimiyetimizi ispatlayacağız. Allah’a, Ahiret gününe, meleklere, kitaplara, nebilere, inanıp güveneceğiz. Bu da yetmiyor, malımızdan Allah’ın belirlediklerine vereceğiz. Buda yetmiyor, namazı kılacağız, zekâtı vereceğiz. Yetmez. Anlaşma yaptığımızda yükümlülüklerini yerine getireceğiz, zorluklara karşı dirençli olacağız. O zaman iyilerden, özü sözü doğru olanlardan, gerçekten Allah’tan çekinerek korunanlardan olabiliyormuşuz.

Takvalı olmak, kendini koruyabilmek, özü sözü doğru olabilmek, Allah’a tam güvenebilmek, her emrini itirazsız yerine getirebilmek, ver dediğinde verebilmek, zorlanıldığında pes etmeden sabit kalabilmek, işte gerçek iyiliğin ölçüsü bunlarmış.

Bir daha iyice düşünüp içimize sindirmemiz lâzım değil mi?

Şimdi kendimizi o tabutun içinde hayal edip bütün bu sıralananların kendimiz için var olup olmadığını sorgulayalım. İman konusundan, ibadetler konusundan, yardımlaşma konusundan, zorluklara karşı direnç konusundan, en önemlisi de özü sözü doğru olabilme konusundan, kendimize ne kadar not veririz.

Gerçekten iyiler arasında kendimizi görebilir miyiz?

Hangisini tam yerine getiriyoruz. Kendimize verdiğimiz not kaçtır.

Sınıfta mı kaldık… Bütünleme ile geçeriz diye mi düşünüyoruz.

Çok zor mu geldi… O halde yol yakınken hâlâ nefes alabiliyorken… hâlâ bize verilen sürenin sonuna gelmemişken… Kendimizi Allah’ın yargılamasından önce biz yargılayalım ne dersiniz…

Dünyadan işimiz bitip giderken arkamızdan şahitlik edecekleri yalancı çıkarmamak adına, ahirette hüsrana uğrayanlardan olmamak adına, iyilerden olabilmeyi tekrar, tekrar düşünüp, yaşayabilme gayretimiz sürekli olabilmeli değil mi?

Ya arkasından şahitlik ettiklerimiz!

Bu dünya da Allah’ın belirlediği iyilik ölçülerinden birine bile şahit olmadıysak, sırf duygusal olarak yakın hissettiğimiz için iyilerden bilirdik diyebilir miyiz?

Ne dersiniz?

Şahitlik bilgi ister, şahitlik ispat ister, şahitlik, şahit olmanın sonucudur. Hiçbir iyiliğini görmediğimiz birisinin arkasından sırf çevremizdekiler şahitlik ediyor diye şahidiz, diyebilir miyiz?

Şahitlik sorumluluk ister hem kendimizi hem çevremizi iyilerden olabilme adına sorumluluklarımızın farkında olmaya, can bedenden ayrılmadan iyilerden olmaya davet etmek de üzerimize düşen sorumluluklarımızdan olsa gerek!

Gerçek takva sahipleri kendilerini koruyanlar ve sorumluluklarının da bilincinde olarak gereğini yerine getirenlerdir. Değil mi?

Ahsen Başaran’ın kaleme aldığı bu yazı, Fıtrat Haber sitesinde 31.5.2016 tarihinde yayımlanmıştır.